close
Share with your friends

KPMG Kanada Madencilik Sektör Lideri Lee A. Hodgkinson, sektör devi Kanada’daki uygulamaları ve deneyimleri anlattı. Hodgkinson, Türkiye’nin güçlü bir madencilik sektörü için gereken şartların çoğuna sahip olduğunu söyledi. “Sermaye çekmek isteyen her ülke küresel rekabete girmek zorunda” diyen Hodgkinson, KPMG Gündem’in sorularını yanıtladı.

Madencilik sektörü, küresel ekonominin temel taşlarından biri. Sektör dünyada ne durumda? Madencilik endüstrisinin geleceği için ne görüyorsunuz? 

Madencilik dünyanın en eski sektörlerinden biri ve dünyada ekonomik faaliyet olduğu sürece madencilik sektörü de varlığını sürdürecek. Madencilik sektörü pek çok açıdan dünya ekonomik büyümesini takip ediyor. Küresel ekonomi geliştikçe ham maddelere talep yükselir ve bu da madencilik sektörünün güçlenmesi anlamına gelir. Küresel ekonomi yavaşlarsa madencilik sektörü de bundan etkilenir. Bu bağlantının gelecekte değişeceğini sanmıyorum. Teknoloji, mülkiyet ve coğrafi konum anlamında sektör değişebilir ancak temel arz ve talep küresel ekonomiyi izleyecektir. 

Dünyada rezervler ne durumda? Maden arama faaliyetleri yeterli mi? Bölgesel olarak değerlendirir misiniz? 

Madencilikle ilgili bilinmesi gereken şey, yeni maden rezervlerinin artık yapılmıyor oluşu. Pek çok maden yaygın olarak bulunuyor fakat bunları rezerve dönüştüren şey madeni yasal ve ekonomik bir şekilde çıkarma ve işleme becerisidir. Gelecekte bugün çıkarılanlardan farklı rezervler bulunabilmesi şirketlerin maden arama işine yaptıkları yatırımlara bağlı ancak ne yazık ki kemer sıkma politikaları söz konusu olduğunda bütçe kesintilerinin hedef aldığı ilk alan genellikle maden arama faaliyetleri oluyor. Madencilik sektörünün maden arama faaliyetlerine daha fazla para ayırması gerekiyor fakat bu riskli bir iş ve küresel sermaye piyasaları da son yıllarda maden arama faaliyetleriyle ilgilenen küçük çaplı şirketlerin yanında olmadı. Yapılması gereken çok şey var... Hükümetler ülkelerinde madenciliğin gelişimine katkı sağlamak istiyorlarsa sağlam arazi kullanım hakkı kuralları ve jeolojik haritalama olanağı sağlayıp maden arama faaliyetlerine destek vererek iyi bir başlangıç yapabilirler. Yeni projeler bulunmazsa ham madde fiyatları yükselir. 

 

Sektörün çevre hassasiyeti yüksek

Sürdürülebilir madencilik için neler yapılıyor? 

Sürdürülebilir madencilik çok geniş bir kavramdır ve insanlar için farklı anlamlara gelebilir. Yeni bir maden söz konusu olduğunda birtakım arazi anlaşmazlıkları elbette çıkacaktır; tıpkı yeni bir fabrika ya da yeni bir park alanı veya yol söz konusu olduğunda çıktığı gibi. Bugün çoğu madencilik şirketi ayak izini minimuma indirme ve maden çıkarma işlemi sonrasında kullandıkları araziyi ıslah etme ve ayrıca genelde dezavantajlı uzak noktalarda olmak üzere çeşitli bölgelerde refah ve iş yaratma konularında iyi bir üne sahip. 

Madenciliğin sosyal ve çevresel etkisi hiç şüphesiz günümüz madencilik şirketlerinin yönetim ve yönetim kurulları tarafından oldukça ciddiye alınan bir sorun. Bu problemin çözümü doğrudan etkilenen yerel toplumlarla temas kurmakla başlar ve madenin ömrü boyunca devam eder. 

Çevre, sektörle ilgili en hassas konulardan biri. Özellikle su ile ilgili alınan/alınabilecek tedbirler konusunda bir çalışmanız var mı? 

Az önce söylediğim gibi madenciliğin çevre üzerinde belli bir etkisi olacaktır. Ancak deneyimlerim ışığında bu etkinin minimuma indirilmesi için genellikle çok özenli davranıldığını söyleyebilirim. Faaliyetler süresince su kullanımının suyun özenle geri dönüştürülmesi yoluyla gerçekleştirilmesi ve çevreye geri salınan suyun izlenmesi bu anlamda örnek verilebilir. 

Geleneksel iş yapış modellerinin hakim olduğu madencilik sektörü, Endüstri 4.0’dan nasıl etkileniyor?

Madencilik sektörünün pek çok geleneksel sektörden bir farkı yoktur. Endüstri 4.0’ın etkisinin öncelikle halkla doğrudan muhatap olan perakende, telekomünikasyon ve bankacılık gibi sektörlerde hissedildiğini düşünüyorum. Müşteriler şirketlerle etkileşime girmenin yeni yollarını arıyorlar ve ayakta kalmak isteyen şirketler de bu arayışa cevap vermek zorunda. B2B sektörler ise henüz aynı seviyede bir etkiye maruz kalmadı ama bu kalmayacakları anlamına gelmiyor. 

Madencilik şirketlerinde aşırı otomasyonun pek çok örneğini halihazırda gördük. Batı Avustralya’da sürücüsüz kamyonlar ve trenler demir cevheri madenlerinde giderek yaygınlaşıyor. Günümüzde yeni madenler, yer altı operasyonlarının yer üstündeki kontrol merkezlerinden yönetilebileceği şekilde tam otonom tasarlanıyor. Madencilikte değişimlerin gerçekleşmekte olduğunu ve bu değişimlerin sektörün ekipman tedarikçilerinin geleceğin maden şirketleriyle yakından çalışmaya devam etmesiyle gelecekte de süreceğini düşünüyorum. 

Maden sektöründeki şirketlerin stratejileri değişiyor mu? Sektördeki şirketlere ne öneriyorsunuz? 

Madencilik riskli bir sektör. Henüz herhangi bir kazanç belirtisi olmadan önden ciddi miktarda sermaye gerektiriyor ve hatta bu sermaye konulduğunda bile kazanç emtia fiyatlarına bağlı kalıyor ki genelde uzun yıllar boyunca bir kazanç da sağlanamayabiliyor. Şirketlerin çeyrek bazlı sonuçlara değil uzun vadeli hedeflere odaklanması gerekiyor. İçerisinde faaliyet gösterdikleri toplumlar ve ülkeler, çalışanlar ve şirket sahiplerini kapsayan paydaşları için değer yaratmaya yoğunlaşmaları gerekiyor. Bunun yeni bir şey olup olmadığından emin değilim ancak tüm paydaş menfaatlerinin birbirleriyle uyumlu olması kesinlikle kilit noktadır. 

 

Kanada erken fark etti 

Kanada dünyanın en güçlü maden üreticisi ülkelerden biri. Nasıl bir model var Kanada’da? 

Kanada her zaman madencilik ve madencilik sektörünü merkezine almıştır. Kanada hükümeti güçlü bir madencilik sektörünün geliştirilmesinin, ülkede ekonomik büyüme ve refah yaratmanın bir yolu olduğunu erkenden fark etti. Ayrıca bu durum dünyada madencilik şirketlerine yönelik önde gelen finansal piyasa olan Toronto Borsası’nın da büyümesini sağladı. Dünyadaki madencilik şirketlerinin yarısından fazlası Kanada’da kote edilmiş durumda ve küresel madencilik sektöründeki özsermayenin üçte biri Kanada’da bulunuyor. Bu durum hem ülke içinde hem de yurt dışında madencilik konusunda ciddi bir uzmanlığı beraberinde getirdi. Finansal piyasaların (hisse senedi piyasaları ve bankalar), hükümetin ve sektörün tek bir ortak hedef doğrultusunda birlikte çalışması da çok etkili oldu. Kanada’nın devasa maden yataklarına sahip olması da elbette işe yaradı! 

Türkiye’deki sektörle ilgili gözlemleriniz nedir? 

Türkiye’de güçlü bir madencilik sektörü için gerekli pek çok faktörün mevcut olduğunu görüyorum. İyi bir altyapı ve oldukça güçlü bir eğitimli iş gücü buna dahil. Türkiye yatırım sermayesine ihtiyaç duyuyor ve uluslararası sermayeyi çekmek için dünya genelindeki madencilik ülkeleriyle rekabete girmek zorunda. Yani, Türkiye’nin madencilik sektörünün izin kolaylığı ve vergilendirme rejimi açısından küresel arenada nasıl göründüğünü anlaması gerekiyor. 

Türkiye için örnek olacak bir model var mı? Devlet ve yatırımcı/girişimciye önerileriniz nedir? 

Kanada’da olduğu gibi yerel toplumlar, hükümet, madencilik şirketleri ve yatırımcılar (bankalar ve özsermaye yatırımcıları) dahil tüm paydaşlar arasında risk ve kazanımların nasıl adil paylaşılacağı konusunda bir uzlaşının olması gerekiyor. Bu modele ulaşmak için tek yol taraflar arasında temas ve diyalog kurulmasından geçiyor. Biraz önce belirttim, madencilik küresel bir sektör ve sermaye çekmek isteyen her ülke küresel rekabete girmek zorunda. 

Ticaret savaşları, küresel maden sektörünü nasıl etkiler? 

Güçlü bir küresel madencilik sektörü güçlü bir küresel ekonomiye dayanır. Pek çok emtia için pazarlar yerel çapta değil, küresel arz ve talebe göre şekilleniyor. Bu açıdan ticaret savaşları küresel ekonomiye etki ettikçe küresel madencilik sektörü üzerinde de negatif bir etki oluşacağını düşünüyorum.