close
Share with your friends

FİBA Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özyeğin ile iş dünyasında değişen dinamikleri, öncelikleri, pandemi sonrasını ve yoldaki yeni jenerasyonu konuştuk. Pandemi sonrası iş hayatında yeni dengelerin oluşacağını belirten Özyeğin girişimcilik ekosisteminin bu dönüşüme kayıtsız kalmayacağına dikkat çekiyor. İnsanlara alan bırakan ve gençleri kucaklayan bir çalışma ortamı yaratmayı önemsediğini vurgulayan Özyeğin, kurumların çalışan yaş ortalamasıyla olduğu kadar yönetim anlayışıyla da gençleşmesi gerektiğini savunuyor, “İş hayatındaki yeni ihtiyaçları karşılamak için Z ve Z+ kuşağa odaklandık” diyor.

Profesyonel iş hayatınız nasıl başladı, iş hayatınızdaki dönüm noktalarınız neler sizce?

Carnegie Mellon Üniversitesi’nde Endüstri Yönetimi ve Ekonomi alanlarından çift ana dal diploması aldıktan sonra başladığım çalışma yaşamında ilk işim Bear Stearns & Co. Yatırım Bankası’nın New York ofisinde Şirket Birleşme ve Satın Alma Grubu’nda finansal analistlikti. Bu görevde geçirdiğim iki yılın ardından şirketin Londra ofisine ‘Kıdemli Analist’ unvanıyla transfer oldum. 2003 yılında Harvard Üniversitesi’nde MBA eğitimini tamamladıktan sonra da Türkiye’ye dönerek aile şirketlerinin yönetiminde aktif rol üstlenmeye başladım. 

Kariyerime, grubumuzla bağlantısı olmayan Wall Street’in önde gelen bir yatırım bankasında başlamak iş yaşamımda önemli bir dönüm noktasıydı. Doğrudan aile şirketimizde çalışarak elde edemeyeceğim bir deneyim kazandım. Kendimi ispat edebileceğim bir risk alarak doğru karar verdiğime inanıyorum. 

Yönetici ortaklıktan stratejist ortaklığa

İş dünyası değişiyor, dinamikler değişiyor, iş yapış biçimleri değişiyor. Sizin ajandanızın üst sıralarında neler var? İkinci kuşak öncekinden farklı olarak neler yapacak? Kurumsallaşmayla ilgili bir takviminiz var mı?

Teknolojik ve sosyal dinamikleri analiz ederek iş süreçlerimizi sürekli geliştiriyoruz. İş yaşamındaki çağdaş trendleri en hızlı şekilde uygulamaya çalışırken de grubumuzun kurucu kültürüne bağlı kalmaya çalışıyoruz. Dünyaya ve insana karşı sorumluluk duygusuyla çalışma anlayışımızı ise tüm kuşakların ortak kültürü olarak korumaya azami ölçüde dikkat ediyoruz.

Benim yönetim anlayışımın önceliklerini kurumsallaşma, yani grubun tüm faaliyet alanlarını kapsayan bir kurum kültürü oluşturma ve işleri delege ettiğimiz profesyonellerin yaratıcılıklarına alan açma olarak tanımlayabilirim. Grubumuzun gelecek stratejisi bu yapıyı oluşturmak olacak. 

10 yıl içinde İcra Kurulu Başkanlığı görevini bir profesyonele devredip strateji ve sosyal sorumluluk çalışmalarına çok daha fazla kafa yoran, daha ziyade grubun genel yönünü belirlemeye çalışan bir konuma gelmek istiyorum. Yönetim Kurulu Başkanlığım aynı şekilde devam edecek ama gruptaki rolümü yönetici ortaklıktan stratejist ortaklığa dönüştürme hedefim var. 

Aile şirketleri için aile anayasası neden önemli?

Anayasanın en temel işlevi, şirket kültürünün uyum içinde geleceğe taşınması için gerekli parametreleri ve prensipleri oluşturmaktır ve belirli prensipleri içerir. Anayasamız işe girme, işte yükselme kuralları ve çalışma prensiplerini kapsıyor. Profesyonellerle çalışma disiplinini de ön planda tutuyor.

Anayasamızda aslında en önemli nokta, ikinci jenerasyondan ziyade üçüncü jenerasyona devir. Amacımız, ailenin içinde çalışma kültürü ve dinamiklerinin nesilden nesile doğru şekilde aktarılması, FİBA Grubu’nun sosyal sorumluluk ve yatırım perspektifinin en az bugünkü kadar odakta olması, şirketlerimizin sosyal yatırımlara katkı ve desteğinin devam ettirilmesi. 

Bu kültürel aktarımın sağlanması için çocukların bir arada büyümesini sağlamaya özen gösteriyoruz. Hüsnü Özyeğin’in iş dünyası ve hayırseverliğe dair yaklaşımını, Ayşen Özyeğin’in sosyal sorumluluk ve sivil toplum vizyonunu ailemizin bir nevi mirası olarak görüyor ve gençlere aktarıyoruz. Onların da bu değerler etrafında büyümesi ve kendilerini dayanışma içinde, dayanışmadan yana hissetmesi için elimizden geleni yapıyoruz. 

Pandemi dönemini nasıl geçirdiniz?

Her grup gibi bizim de önceliğimiz ilk etapta çalışanlarımız oldu. Hızla gerekli tüm hijyen ve mesafe önlemlerini aldık, ofis çalışanlarımızı evden çalışma modeline geçirdik. Mağaza ve şubelerimiz de hem çalışanlarımız hem de müşterilerimiz için maksimum seviyede önlemlerle faaliyetlerine devam ediyorlar.

İş açısından ele alındığında belirsizliklerle dolu bir yıl olmasına karşın bizim için güzel sürprizlerin de olduğu bir yıldı. Örneğin; Hollanda’da 25’inci kuruluş yıl dönümünü kutladığımız Credit Europe Bank, bu yıl Rusya’da en iyi 10 bankadan biri seçildi. Türkiye finans sektöründe 10’uncu yaşını kutlayan Fibabanka ise müşteri odaklı yaklaşımıyla kurumsal, ticari, KOBİ, tarım, bireysel ve özel bankacılık alanında büyümeye devam etti. Bankamız bünyesinde Fintech’lere yatırım yapan kurumsal girişim sermayesi şirketimiz Finberg de bu süreçte yeni iş birlikleri geliştirdi. 

Pandeminin sebep olduğu ekonomik konjonktürün yatırım kararlarımızı etkilemesini istemedik. Yenilenebilir enerji alanındaki uzmanlığımızla, yılın son çeyreğinde 220 milyon yatırımla hayata geçen dört santral projemizi aynı anda devreye aldık. Van’da kurduğumuz santral, Türkiye’nin en yüksek rakımlı ve en doğusundaki rüzgar enerjisi santrali oldu. Grubumuz çatısı altındaki perakende, varlık yönetimi, ticari gayrimenkul gibi yatırımlarımızda da verimliliği ön planda tutarak, dengeli bir büyüme sağladık.

Yeni normali birlikte inşa edeceğiz

Pandemide neler gözlediniz iş dünyasında? İş hayatının yeni normalleri ne?

Salgın yeni bir deneyim ortamı oluşturdu ve tüm şirketlerin teknolojik altyapılarının, iş süreçlerinin ve mali dayanıklılıklarının test edildiği bir dönemdi. Müşteri beklentileri ve çalışma alışkanlıklarında köklü değişiklikler yaratan bu deneyimin, FİBA Grubu gibi iş süreçlerini dijital dünyaya entegre edebilen tüm şirketlerin de önünü açtığını düşünüyorum. Şimdi verimliliği artıracak önlemleri daha iyi görüyoruz ve yeni normalin dinamiklerini hep birlikte inşa edeceğimize inanıyorum.

Gelecek beklentiniz ne? Bu belirsizlik nasıl aşılacak?

Aşı çalışmalarının nasıl başarıya ulaşacağı konusunda bilim insanları gerçekçi bir takvim belirledi. İnsanlığın ortak akıl ve iş birliği tüm zorlukları aşabileceğine yönelik inancımız biraz daha pekişti. Belirsizliğin ortadan kalkmaya başladığı ve bilim insanlarının uyarılarına uymaya devam etmemiz gereken kritik bir süreç başladı. Sonunda virüsü yeneceğimizi biliyoruz ama bu dönemi insani anlamda en az kayıpla atlatmak istiyoruz.  

Finans, enerji, gayrimenkul, perakende gibi sektörlerde doğrudan insana dokunuyorsunuz. FİBA Grubu olarak bu dönemden ne öğrendiniz?

StarMall ortaklığıyla yönettiğimiz alışveriş merkezleri sayesinde Çin’deki en büyük Türk yatırımcı olarak, salgının ticari ve sosyal hayatı nasıl etkilediğini, kişisel sağlık ve kamu sağlığını koruma adına alınması gereken önlemleri çok erken deneyimledik. Bu deneyimle, 12 ülkeye yayılmış yatırımlarımızı salgın sürecinde en iyi şekilde yönetmeye çalıştık. 

Bu süreçteki ilk önceliğimiz elbette salgınla mücadeleye destek vermek ve kamu sağlığı açısından stratejik gördüğümüz konularda acil tedbirler geliştirmek oldu. Çalışma ortamındaki riskleri en aza indirmek ve istihdamımızı korumak üzere sıkı önlemler aldık. Bu dönemde ayrım yapmaksızın hepimizin birbirimize ne kadar ihtiyaç duyduğumuz gerçeğini bir kez daha hatırladık.

Girişimciler için fırsatlar var

Çıkan fırsatlar var mı? FİBA Grubu olarak yönelebileceğiniz ya da önceliklendireceğiniz yeni bir alan var mı?

Küresel değer zinciri ve uluslararası ticarette yeni dengelerin oluşacağı bu süreci, rekabetçi şirketlerin çok iyi değerlendireceğine inanıyorum. Pek çok alanda yaşanan değişimlerin etkisiyle yeni girişim fırsatları doğarken girişimcilerimizin bu dönüşüme kayıtsız kalamayacaklarını düşünüyorum. Türkiye’de girişimcilik ekosistemini yakından izleyen ve farklı sivil toplum örgütleri çatısı altında bu konuda uzun süredir çalışan biri olarak, ülkemizde atılım yapmaya hazır birçok yeni girişimin ve yatırımcılarını bekleyen birçok girişimcinin var olduğunu söyleyebilirim.

FİBA Grubu olarak sürdürülebilirlik alanındaki faaliyetlerinizden bahseder misiniz?

Ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik başlıklarıyla gerek şirketlerimizin kendi faaliyet alanlarında gerekse sosyal yatırımlarımız aracılığıyla çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmaların dünyaya ve insana verdiğimiz değeri yansıtan bir içerikte olmasını çok önemsiyoruz. Gençlerin eğitim imkânlarının geliştirilmesine, toplumsal cinsiyet eşitliğinin hayatın her alanında temel bir kural olmasına, çevre ve kalite standartlarımızın herkesten daha duyarlı olmasına dikkat ediyoruz. Bu alandaki tecrübemizi mutlaka dışarıya da açıyor, her alanda iyi örnek olmaya çalışıyoruz.

Yurt dışında bayrak gösteren bir şirket olarak sorumluluğunuzu nasıl tanımlarsınız?

Yurt dışındaki Türk sermayeli en büyük banka olan Credit Europe Bank ile Çin sınırı ile Amsterdam arasında, 8 saat farkı olan geniş bir coğrafyada faaliyet gösteriyor ve yaklaşık 7 milyon müşterimize hizmet sunuyoruz. Kurumsal müşterilerimize geniş bir bankacılık yelpazesi sunan şirketimizin uluslararası ticaret, proje finansmanı ve işletme sermayesi kredileriyle dünya genelinde pek çok ülkeden kurumsal şirketlerin sıklıkla başvurduğu bir iş ortağıyız. Türkiye’yi küresel finans sistemi içinde temsil etmek bizim için önemli bir sorumluluk ve Credit Europe gibi prestijli bir marka ile bunu başarıyla yerine getirdiğimize inanıyoruz.

Z ve Z+ kuşağa odaklandık

İş dünyasında jenerasyon değişiyor. Y kuşağıyla çalışıyorsunuz, Z kuşağı yolda gözlemleriniz neler?

Genç bir nüfusa sahip olmak, sadece nüfusun yaşının aritmetik ortalamasının düşük olması anlamına gelmez. Tüm kurumlarınız ve bu kurumlardaki yönetim anlayışınızla da genç olmalısınız. Dijitalleşme ve teknoloji alanında tüketen tarafta değil, rekabet eden olarak yer almalısınız. Bunun ilk adımı gençlerin eğitiminde teknolojik altyapı imkânlarının geliştirilmesi ve temel eğitimin geleceğin mesleklerine göre yeniden dizayn edilmesidir. 

Biz 12 ülkedeki 67 şirketimizde 48 ulustan 13 bin çalışanla faaliyet gösteriyoruz. Her şirketin faaliyet alanına göre çok farklı profillerden insanlara ihtiyaç duyuyoruz. Bu ihtiyacı karşılamak için de Z ve Z+ kuşağa, yani yeni nesle odaklanıyoruz. Yeni nesille çalışmanın en verimli yolunun da onlara güvenmekten ve işleri delege etmekten geçtiğine inanıyorum

Genç bir yöneticisiniz, gençlerle diyaloğunuz nasıl?

FİBA Grubu’nun tüm çalışanları, özellikle de gençler tarafından çok sevilen bir şirket olmasını istiyorum. Babam Hüsnü Bey iyi bir yönetici olduğu kadar, 

her zaman iyi de bir mentordu. Bunu sürdürülebilir kılma hedefiyle; objektif, liyakat odaklı, insanlara alan bırakan, gençleri kucaklayan bir çalışma ortamı yaratmaya çalışıyorum. Dünyayı takip eden, yeni fikirler geliştirmekten çekinmeyen, inovatif aklı ve cesur bir kalbi olan gençlerle tanıştığım zaman çok heyecanlanan biriyim. Bu heyecanımı hiçbir zaman da gizlemeye çalışmam çünkü ben geleceğin daima gençlerde olduğuna inanan bir aileden geliyorum. 

KPMG Türkiye için ne düşünüyorsunuz?

KPMG profesyonel hizmet ağı sağlayan global bir kuruluş olarak, yöneticisinden çalışanına dek tüm iş dünyasına önemli çıktılar sağlıyor. Uluslararası deneyimiyle, küresel trendlerin nabzını tutan kuruluşların varlığı da bizlere güven veriyor.