close
Share with your friends

Aralık 2019’da Çin’de başlayan, 2020 kış aylarında Uzak Doğu’da, 2020 bahar aylarında ise dünyanın geri kalanına yayılan ve küresel bir salgın ilan edilen Covid-19 global ve yerel ölçekte sosyal, ekonomik ve ticari hayat üzerinde daha önce benzeri görülmemiş etkiler yarattı.  Birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede uygulanan sokağa çıkma yasakları, seyahat kısıtlamaları ile beraber ortaya çıkan ani talep düşüşleri ve hızla artan işsizlik oranları ile beraber ekonomik aktivite özellikle havacılık, konaklama, eğlence, otomotiv, gıda dışı perakende gibi belirli sektörlerde durma noktasına geldi. Bu durumun sonucu olarak 2020 yılında global büyümenin IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar tarafından önemli seviyede negatif olacağı öngörülüyor. 

Devletler küresel salgının ekonomik etkilerini azaltmak için daha önce benzeri görülmemiş ekonomik teşvik paketleri açıkladı ve finansal piyasalara çok yüksek miktarlarda likidite ve parasal genişleme sağladı. Bu likidite desteğinin yanı sıra yaz aylarının başlamasıyla beraber ülkeler tarafından kademeli normalleşme adımlarının atılması ile beraber ekonomik aktivitenin yavaş da olsa tekrar canlanmaya başladığı görülüyor. Ancak salgının özellikle belirli sektörlerde yarattığı yıkıcı etkinin giderilmesi ancak uzun vadede olabilecek. Böylesi bir ortamda organik ve inorganik yatırım kararlarında da köklü değişiklikler olması kaçınılmaz. Bu çerçevede yatırımlar açısından önümüzdeki dönemde belli trendlerin öne çıkacağını öngörüyoruz: 

  • Salgın sonrasında ülkeler ve şirketler küresel çerçevede tedarik zincirlerini tekrar değerlendirmek ve yatırım kararlarını da bu değerlendirmeye göre yeniden şekillendirmek durumunda kalacaklar. Mevcut durumda küresel tedarik zincirinin temelini Çin ve diğer Uzak doğu ülkeleri oluşturmakta. Ancak yaşadığımız salgınla beraber ortaya çıkan durum gösteriyor ki; tedarik zincirinin bir halkasının tamamına yakınının bir ülkeye veya bölgeye bağlı kalması, olası acil bir durumda (örneğin bu salgında yaşadığımız gibi) tedarik zincirinin tamamen kırılmasına yol açabiliyor. Örneğin global kimyasal hammadde üretiminin neredeyse yarısı Çin’den sağlanmakta. Eğer Çin’de salgın Mart ayında kontrol altına alınmasa ve Nisan ayında Çin tekrar üretime başlamasıydı kimyasal hammaddeye ihtiyaç duyan ilaç üretimi gibi birçok hayati sektörde üretim global ölçekte durmak zorunda kalacaktı. Bu nedenle ülkeler ve çok uluslu şirketlerin tedarik zincirlerindeki halkaları çeşitlendirmek adına, Çin ve Uzakdoğu’ya ikame ve ek yeni yatırımları göz önünde bulundurmaları kaçınılmaz olacak. Bu noktada geleneksel olarak üretim altyapısına ve kabiliyetine sahip, jeopolitik olarak iyi konumda ve iyi yetişmiş iş gücüne sahip ülkeler avantajlı olacak. 
  • Salgının bizlere öğrettiği bir diğer husus ise bazı kritik sektörlerde yerel tedarik zincirlerinin kurulmuş olması ve bu sektörlerde arzın sürekliliğinin güvence altına alınmış olması oldu. Tarım, temel gıda, medikal malzeme ve ilaç üretimi gibi sektörlerde tedarik zincirinin tamamının hızlıca yerli üretim ile ikame edilebilmesinin ülkeler açısından önemli bir kabiliyet olduğu ortaya çıktı. Salgın sonrasında devletlerin bu gibi sektörlerde üretim kabiliyetlerini artırmaya ve tamamlamaya yönelik olarak kamu yoluyla veya teşvikler ile yatırımları artırması kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca yatırımların yönünü belirleyecek önemli bir diğer nokta da insanların yaşamının sürekliliği için elzem olan sektörlerin geçmiş yıllarda hak ettikleri seviyede yatırım almadıklarının ortaya çıkmış olması oldu. Birçok gelişmiş ülkenin sağlık altyapısının yetersiz olduğu ve küresel bir salgınla mücadele edecek seviyede olmadığı açık. Temel gıdaya erişim için gerekli alt yapı yetersiz kalabiliyor. Bu alanlarda kamu ve özel sektör yatırımcılarının beraber hareket etmesi önümüzdeki dönemde sıkça göreceğimiz bir durum olacak.
  • Salgın süreci belli sektörlerin de ön plana çıkmasına neden oldu. Özellikle sosyal mesafe ve karantinalar nedeniyle e-ticaret, evden çalışma ve evde daha çok vakit geçirme zorunlulukları ile beraber bilgi teknolojileri ve bunun çevresindeki çözümleri üreten sektörler, dijitalleşmeye yönelik çözümler ve hizmetler üreten iş kolları yıldızı parlayan sektörler oldu. Bu sektörler orta vadede yatırımların odak noktası olmaya devam edecek. Buna en güzel örneklerden birisi de ülkemizin ilk unicorn şirketi olan Peak Games’in uluslararası stratejik bir yatırımcı olan Zynga tarafından 1.8 milyar ABD doları değerle satın alınması oldu.
  • Global yatırım dünyasının önemli bir oyuncusu olan özel sermaye fonlarına baktığımızda, 2008 global finansal krizinden farklı bir noktada salgın dönemine girdiklerini görüyoruz. 2008 global finansal krizinde elinde yatırım için yeterli likidite bulunmayan özel sermaye fonları, bu sefer Covid-19 salgınına ellerinde yaklaşık 1.5 trilyon dolarlık çok büyük bir kaynakla (“dry powder”) girdiler. Bu kaynağı hızlı ancak fırsatçı bir şekilde yatırıma çevirme peşindeler. Benzer bir yaklaşımı özellikle Orta Doğu kökenli devlet varlık fonlarında da görüyoruz. Bu noktada özel sermaye fonlarının ve devlet varlık fonlarının yatırım iştahlarında bazı temel ortak noktalar göze çarpıyor. Operasyonel ve ticari olarak temeli iyi olan ancak salgın nedeniyle finansal açıdan zor duruma düşmüş şirketlere odaklanıyorlar. Örneğin Virgin Group’un kayyum tarafından yönetilen havayolu iştiraki Virgin Australia’nın satışı için öne çıkan tüm yatırımcıların Bain Capital ve BGH Capital gibi global özel sermaye fonları olması bir tesadüf olmamalı. Benzer şekilde Suudi Arabistan Devlet Varlık Fonu’nun salgından çok ciddi anlamda olumsuz etkilenmiş kruvaziyer şirketi Carnival’e yatırım yapması da bu trendin bir diğer örneği. 
  • Salgın döneminde birçok şirket veya şirketler grubu finansal gereksinimlerin de etkisiyle daha önce yapmadıkları şekilde mevcut iş kollarını ve portföylerini tekrar gözden geçiriyorlar ve daha fit hale gelmeyi hedefliyorlar. Ayrıca yeni sermaye girişine de yeniden yapılanma kapsamında gereksinim duyacaklar. Bu çerçevede birçok şirket ana iş kolu olarak görmedikleri işlerden önümüzdeki dönemde çıkmayı hedefliyor. Bu fırsatlar hem aynı sektörde büyümeyi hedefleyen yatırımcılar için bir konsolidasyon fırsatı yaratacak hem de özel sermaye fonlarının yatırım hedefi haline gelebilecek.
  • Bir ilave nokta da yatırım süreçlerinin, salgın öncesi fiziksel toplantılar ile yürütülen önemli bir kısmının aslında uzaktan ve dijital ortamlarla da yönetilebilecek olduğunun yatırımcılar, şirket yönetimleri, danışmanlar ve bankacılar tarafından anlaşılması oldu. Covid-19 öncesi çoğunlukla fiziksel toplantılarla gerçekleştirilen birçok çalışma, saha ve fabrika ziyareti, durum tespit çalışmaları, hisse devir ve ortaklık sözleşmelerinin müzakereleri gibi birçok adımın yakın gelecekte video konferanslar ve sanal ziyaretler ile olacağını öngörmek çok da haksız bir tahmin olmayacaktır. Örneğin İngiltere’de, iki telekomünikasyon devinin (Virgin Media ve O2 Telecom) 32 milyar ABD doları değerindeki evlilik süreci, salgın esnasında tamamen sanal toplantılar ve görüşmeler neticesinde Mayıs ayında tamamlandı.

Peki global yatırım dünyasında kartların yeniden dağıtıldığı ortamda Türkiye kendine düşen payı nasıl artıracak? Ülkemiz yukarıda anlattığımız birçok konuda avantajlı durumda aslında. Üretim kabiliyetleri açısından yeterli birikime, altyapıya ve ayrıca yetişmiş genç bir iş gücüne sahip. Lojistik açıdan bölgesel bir merkez olmaya aday. Ancak son on yılda Türkiye’nin dünyadaki doğrudan yatırım akımlarından aldığı pay yarı yarıya düştü. Benzer şekilde birleşme ve satın alma aktivitesinde önemli bir yavaşlama söz konusu; toplam birleşme ve satın alma aktivitesinin değeri GSYİH’nın %1’inden daha az ki bu oran dünya ortalamalarında %4 mertebesinde. Bu düşüşte hem çevre ülkelerde yaşanan siyasi ve askeri krizlerin hem de makroekonomik olarak yaşadığımız problemlerin payı büyük. Ancak salgın döneminde gözlemimiz, yabancı yatırımcıların ilgisinin özellikle stratejik belli sektörler için tekrar ülkemize yöneldiği yönünde. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde uluslararası yatırımlar açısından bir cazibe merkezi olması için kamu ve özel sektörün beraber çalışarak gerekli reformların hızla hayata geçirilmesi ve Türkiye’nin marka değerini yatırımcılar nezdinde tekrar ön plana çıkarması önem arz etmekte.

gokhan-kacmaz

Birleşme ve Satın Alma Danışmanlığı Şirket Ortağı, Tüketici Ürünleri ve Perakende Sektör Lideri

KPMG Türkiye

E-posta

Bize ulaşın