close
Share with your friends

COVID-19 küresel ekonomi üzerinde gösterdiği derin etkilerin yanı sıra çalışma hayatında da köklü değişimleri beraberinde getirdi. Uzaktan çalışma, iş seyahatlerinin askıya alınması, esnek çalışma saatleri, hizmetlerin otomasyonu ve diğer aksiyonlar, geleceğin çalışma hayatını beklenenden daha erken gözlemlememize imkan sundu.

Geleceğin iş gücünü oluşturmak için, deneysel çevik ve sürekli gelişime açık bir yaklaşım benimsemek önem taşıyor. COVID-19 sonrasında geçtiğimiz dijital çağda, yeterince esneklik sağlamayan geleneksel yaklaşımlar yerini detaylı bir şekilde planlanmış stratejilere bırakıyor.

Dijital çağda büyümeyi sürdürmek ve rekabet avantajı kazanmak isteyen şirketlerin, çalışma düzenlerini, iş modellerini uçtan uca kapsayan dijital bir yaklaşımla yeniden yapılandırması gerekecek. Organizasyonlar, bu süreçte yıkıcı teknolojiler ve dijital dönüşüme uyum sağlamak adına stratejilerini çalışanları ve kurum kültürünü merkeze alacak şekilde belirlemeli. 

KPMG’nin “İnsanlığın Yükselişi” araştırmasının önceki sayılarında da yer verdiğimiz üzere, yapay zeka iş pozisyonlarına görev bazında etki ediyor. Bu yaklaşıma göre, geleneksel pozisyonların görev tanımları baz alınarak ayrıştırılması gerekiyor. Aksi takdirde, yapay zekanın mevcut iş tanımlarına yüzeysel bir şekilde entegre edilmesi sonucunda verimlilikte bir iyileşme beklenemez.

İnsanlar ve makineler arasında görev dağılımı yavaş yavaş hayata geçtikçe, yapay zekanın kapasitesinin yalnızca rutin ve operasyonel seviye ile sınırlı olmadığını gözlemleyebiliyoruz. Yapay zekanın normalde insanlar tarafından yürütülen tıbbi tanı, kredi onayı ve hukuki inceleme gibi bilişsel görevleri de üstlenebildiğini görüyoruz. Bu durum da, geleceğin iş gücüne ilişkin farklı beklentilere yol açıyor.

KPMG’nin küresel ölçekte gerçekleştirdiği İK’nın Geleceği ve CEO araştırmaları baz alındığında, araştırmaya katılan CEO’ların yüzde 65’i yapay zekanın oluşturacağı yeni pozisyon sayısının ortadan kaldıracağı pozisyon sayısından daha çok olacağını düşünüyor. Ancak araştırmaya katılan CHRO’ların yüzde 60’ına göre, yapay zeka iş pozisyonlarını azaltacak. COVID-19 süreci öncesinde, ABD’de 750 profesyonel arasında gerçekleştirilen “Yapay Zeka çağında yaşamak” konulu araştırmaya katılan her beş işverenden ikisi, yapay zeka uygulamalarının iş kaybına yol açacağına ilişkin endişe duyduklarını ifade etmişti. En büyük iş kaybı etkisi ise yüzde 62 ile perakende sektöründe öngörülüyordu. Aynı kitleye COVID-19 sonrasındaki beklentileri sorulduğunda, yapay zeka uygulamaları sonucunda daha da büyük bir iş kaybı öngörülebilir.

İş gücünü dijital yaklaşımla yeniden şekillendirmek

Yapay zeka uygulamalarının etkin bir şekilde kullanımı bir yandan dijital beceri gerektirirken, yapay zekayı doğru bir şekilde yönlendirebilmekte insani beceriler önem taşıyor. Fonksiyonların birbiriyle ne kadar uyum içerisinde çalıştığı, şirketlerin yeni ürün ve hizmet geliştirmekteki başarısında büyük rol oynuyor.

Dijital yaklaşımı dört aşamada özetleyebiliriz:

İnisiyatif almak: Çalışanların iş hedeflerine ilişkin sorumlulukları kapsamında inisiyatif alma ve otonom hareket etme özgürlüğüne sahip olması önem taşıyor. Özellikle de sanal ortamda daha fazla faaliyet göstermeye başladığımız bu dönemde, süreçlerde gecikmeyi azaltacaktır.

Uçtan uca hizmet anlayışı: Süreçler uçtan uca bir yaklaşımla yapılandırılırken, bu değişimin örgütteki değer zinciri ve müşteri deneyimi üzerindeki etkileri göz önünde bulundurulmalı. Yeni iş gücü, süreç veya hizmet modelleri için farklı sektörlerdeki uygulamalar incelenmeli.

Yenilikçi yaklaşım: Şirkette süreçler, herkesin yenilikçi bir yaklaşımla çalışabileceği üretken bir pozisyonu olacak şekilde yapılandırılmalı. Devreye alınan teknolojilerin etkin kullanımı için bilişsel güçlendirme görevleri verilmeli.

Büyüme odaklı yaklaşım: Şirkette yenilikçi ve esnek bir kurum kültürü oluşturularak, büyüme odaklı, deneysel, iş birliğine açık ve çevik bir çalışma ortamı teşvik edilmeli. İşgücü arasında yalnızca mevcut becerilerin geliştirilmesi için değil, aynı zamanda gelecekte oluşabilecek pozisyonlar için de eğitim bilinci oluşturulmalı.

COVID-19 şirketlerin stratejik planlama süreçlerini öne çekti ve geleneksel çalışma modellerinde önemli değişiklikleri beraberinde getirdi. Bu durum, iş gücünün yeni beceriler kazanacak şekilde yeniden yapılandırılması gerekliliğini ortaya koyuyor. Örneğin; COVID-19 sürecinde telesağlık hizmetleri dünya genelinde öne çıktı ve telesağlık için talebin COVID-19 sonrasında da artarak devam edeceği öngörülüyor. Bu durum, sağlık profesyonellerinin dijital okuryazarlık ve teknolojiye yönelik olarak yeni beceriler kazanmasını gerektiriyor. 

COVID-19, otomasyonun hayata geçişinde bir dönüm noktası oldu. Pandemi sürecinde edinilen alışkanların ve test edilen teknolojilerin standart hale gelmesi bekleniyor. “Yeni Gerçeklik” sürecinin daha başındayız ancak mesafe kaydettikçe şirketlerin farklı senaryoları da gözden geçirerek, iş gücünü otomasyonun kesinlikle ön planda olacağı geleceğe hazır hale getirmesi gerekecek. 

Bize ulaşın