close
Share with your friends

KPMG Türkiye’nin Nisan ve Mayıs aylarında gerçekleştirdiği iki farklı “ İş Dünyası Gözünden Covid-19’un Etkileri” araştırmasının sonuçlarına göre pandemiden en çok etkilenen alanların başında tedarik zincirleri geliyor. Anketimizin sonuçlarına göre Mayıs ayında şirketlerin %86’sı pandemi sürecinden olumsuz etkilendiğini belirtmiştir. Pandeminin tedarik zinciri üzerindeki etkilerine bakıldığında ise şirketlerin %9’u çok yüksek, %14’ü yüksek, %16’sı orta ve %22’si düşük oranda etkilendiklerini belirtmişlerdir. Bu alanda çok düşük etkilenen ya da hiç etkilenmediğini söyleyenlerin oranı ise %40’ta kalmıştır. Katılımcıların %39’u, Covid-19 sebebiyle hammaddeye erişim ve lojistik gibi tedarik zinciri konularında ciddi problemler yaşadıklarını belirtmiş, %40’ı üretim maliyetlerinde artışa, %26’sı da  iş gücü sıkıntılarına maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. 

Covid-19 pandemisi Türk şirketleri için tedarik zincirinin önemli halkalarından olan Çin, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da üretimi ciddi oranda etkiledi, üretim ağlarında etkisi uzun süre devam edecek bir durgunluğa yol açtı. Hammadde tedarikinde yurtdışına bağımlı olan ve satışlarında pandemi sebebiyle sert düşüşün yaşandığı seyahat, turizm, ev dışı perakende, giyim, ve otomotiv gibi sektörler, Covid-19’un tedarik zincirinde yarattığı problemlere en çok maruz kalan sektörler olarak öne çıkmakta. TÜİK verisine göre Türkiye’de imalat sanayi kapasite kullanım oranları Nisan ve Mayıs aylarında %18 azaldı.

Tedarik zincirlerinin pandemi sürecinden en ciddi etkilenen alanların başında gelmesinde 3 temel kök neden başrol oynamaktadır:

  • Pandemi nedeniyle azalan hammadde üretimi, dalgalanan hammadde fiyatları ve sekteye uğrayan lojistik operasyonları nedeniyle özellikle hammaddelerini ithal eden şirketler olumsuz etkilenmiştir.
  • Pandeminin bir sonucu olarak satışların tahmin edilebilirliğinin olumsuz yönde etkilenmesi, tüm tedarik zinciri planlamalarının da söz konusu satış tahminleri üzerinden yapılması nedeniyle, şirketler tedarik zinciri süreçlerini tekrar planlamak ve her an zor kararlar almak zorunda kalmaktadır.
  • Şirketlerin kendileri kadar değer zincirlerindeki diğer paydaşların da (tedarikçiler, üreticiler, müşteriler, vb.) etkilenmesi ile iş problemleri daha karmaşık hale gelmektedir. Teslimat ve ödemeler pek çok sektörde gecikmeye uğrarken, müşteriler değişen pazar dinamikleri sebebiyle istedikleri ürün / hizmetleri ve teslimat zamanlamalarını güncelleyebilmektedir.

Covid-19 pandemisinde tedarik zinciri problemleri

KPMG olarak, pandemi sürecinde tedarik zincirinde karşılaşılan sorunları 5 ana başlık altında topladık: 

1) Arz ve talep şokları ile stok yönetimi

Covid-19 pandemisiyle birlikte çoğu sektör olumsuz talep şoku yaşarken, bazı sektörler de pozitif talep şokları yaşamıştır. Gerçekleşen talep şokları, birçok firmanın mevcut stok yönetimini sorgulamasına neden olmuştur. Şirketler gerçek zamanlı stok yönetimine, üretimin ve stokların görünürlüğünün sağlanarak optimize edilmesine, ikmal stratejilerinin ve emniyet stoklarının otomasyon ile belirlenmesine yönelik yatırım fırsatlarını değerlendirmeye başlamıştır.

2) Hammaddeye erişim ve lojistik

Başta Çin olmak üzere yurt dışı kaynaklı malların mevcudiyetinin aksamasıyla beraber şirketler ellerindeki limitli bitmiş mamul, yarı mamul ve hammaddeyi optimize ederek hangi alanda kullanacaklarını belirlemek amacıyla çaba göstermişlerdir. 

Talep ve arzdaki ani ve benzeri görülmemiş değişiklik önemli lojistik ve güvenlik zorluklarına neden olmaktadır.  İlk kriz dalgasının aşılması sonrasında lojistik süreçlerinin dengelenmesini sağlamak için dinamik bir yönetim önem arz etmektedir.

3) Tedarikçi görünürlüğü

Covid-19 salgını tedarik zincirinin tüm katmanları boyunca tedarikçilerin görünürlük ihtiyacını artırmıştır. Potansiyel operasyonel ve finansal zayıflıkları doğru bir şekilde değerlendirmek için kritik tedarik zinciri bileşenlerinin, bağımlılıkların ve verilerin aktif görünürlüğüne sahip olmak, acil durumları planlamak, yönetmek ve uzun vadede daha esnek bir tedarik zinciri oluşturmak her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. 

Birçok tedarik zincirinin manuel işlemlerle yönetilmesi sebebiyle bir sorun ortaya çıktığında siparişlerde miktar, konum gibi değişiklikler veya farklı bir tedarikçiye geçiş yapmak gibi basit süreçler uzun ve karmaşık prosedürlere dönüşmüştür. 

4) Üretim maliyetlerinde artış

Pandemi nedeniyle fiyatların dalgalanması ve yeni tedarikçilere geçiş gibi maliyetler, üretim maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır. Mayıs ayı “İş Dünyası Gözünden Covid-19’un Etkileri” anketimizde ülkemizdeki şirketlerin %10’u üretim maliyetlerinde çok yüksek artış, %16’sı yüksek artış, %14’ü orta derecede artış ve %21’i düşük artış yaşadığını belirtirken çok düşük etkilendiğini ya da hiç etkilenmediğini belirtenlerin oranı %39’da kalmıştır. 

5) İşgücü sıkıntıları

Krizin etkisi yayıldıkça, işçilerin sahadaki mevcudiyeti ve seyahat imkanları etkilenmektedir. Mayıs ayı “İş Dünyası Gözünden Covid-19’un Etkileri” anketimizde ülkemizdeki şirketlerin %46’sı işgücü problemleri yaşadığını belirtmiştir.

Tedarik zincirinde alınması önerilen önlemler

KPMG olarak şirketlerin tedarik zincirlerinde Covid-19 pandemisi sırasında ve sonrasında alabileceği aksiyon önerilerimizi kısa ve orta/uzun vade olarak inceledik:

Kısa vadeli aksiyonlar

1. Çalışanların ve müşterilerin güvenliğini sağlama

Çalışanların ve müşterilerin sağlığı hiç şüphesiz ki, pandemi süreci boyunca şirketlerin bir numaralı önceliği olarak belirlenmelidir. Bu süreç boyunca çalışanlarla kurulacak düzenli iletişim ve çalışanların ihtiyaçlarına özel, çalışma performanslarını ve bağlılıklarını arttıracak adımlar kritik önem taşımaktadır. Müşteriyle ise iletişim sıklığını artırarak kriz dönemindeki ek ihtiyaçlarını dinlemek, ihtiyaçlara paralel çözüm önerileri üretmek sadece pandemi sürecinde değil, gelecek dönemde de şirketlere pozitif bir şekilde yansıyacaktır. Pandemi süreci boyunca çalışanlar ve müşteriler düşünülerek hazırlanacak aksiyon planları ve uygulanacak şeffaf yönetim süreçleri ise bu sürecin şirketler, çalışanlar ve müşteriler adına görece daha kolay geçmesini sağlayacaktır.

2. Senaryo geliştirme ve iş sürekliliği planlama

Covid-19 pandemisi bize pek çok firmanın kriz yönetiminin yetersiz kaldığını göstermiştir. Mayıs ayı “İş Dünyası Gözünden Covid-19’un Etkileri” anketimizde ülkemizdeki şirketlerin %14’ü kriz yönetim prosedürünün bulunmadığını, %33’ü ise kriz yönetim prosedürlerinin yetersiz olduğunu belirtmiştir.  

Kriz yönetiminin merkezinde, oluşabilecek senaryolara karşı hazırlık yaparak aksiyon planları oluşturmak ve hazırlanan aksiyon planlarının doğru uygulanması yer almaktadır. Şirketlerin risk iştahlarını da gözden geçirerek senaryo planlama adımlarını atması ve bunların olabildiğince yapay zeka/otomasyon yazılımlarının desteğiyle geliştirilmesi önem taşımaktadır. Senaryo planlamalarında şirketler; kriz yönetimi, iş sürekliliği, stratejik planlama vb. fonksiyonlarını koordineli çalıştırarak, oluşabilecek etkileri her açıdan değerlendirmelidir. 

Geliştirilecek senaryolara paralel olarak sağlanacak iş sürekliliği, aynı zamanda şirketler için tedarik zincirlerinde bulunan eksik ve geliştirilmesi mümkün noktaları da açığa çıkararak, orta-uzun vadeli optimizasyon aksiyonlarının oluşmasını sağlayacaktır.

3. Nakit akışı, likidite ve işletme sermayesi yönetimi

Kriz dönemlerinde şirketlerin nakit akışı ve likidite yönetimi, mevcut ve gelecekteki pazar konumuna, varlığına ve prestijine etki etme potansiyeline sahiptir. Bu kapsamda şirketler, öncelikli olarak mevcut sözleşmelerini dikkate alarak taahhüt edilen hizmeti yerine getirmeyi amaçlamalıdır. Taahhüt edilen hizmetlerin sağlanması adına ise, tedarikçiler ve müşteriler bazında kredi riski seviyeleri mevcut duruma göre yeniden düzenlenmelidir. Bunlara paralel olarak nakit akışının ve likidite yönetiminin en iyi düzeyde sağlanması için stok ve lojistik gibi maliyetlerin mevcut durum özelinde düzenlenerek optimize edilmesi gerekmektedir. Stok 

ve lojistik maliyetleri optimize edilirken şirketler, farklı senaryoları göz önünde bulundurarak kritik eşik noktaları için sistemsel alarmlar belirlemeli ve üretim/satış planlarını güncelleyerek atıl üretim ve stokun önüne geçmelidir.

Orta/uzun vadeli aksiyonlar

1. Teknolojik altyapı yatırımları

Şirketler kriz dönemlerinde ilgili aksiyonları alabilecek donanımlı bir altyapıya sahip olmalıdır. Yapılacak teknolojik altyapı yatırımları şirketin orta-uzun vadeli aksiyon adımları düşünülerek değerlendirilmelidir. Bu kapsamda geliştirilecek altyapının; operasyonel verimliliği arttırması, veri güvenliğini üst seviyede tutması, pazarda gelişebilecek ani değişimlere karşı uygulanabilir olması, analitik tahminler yapabilmesi gibi birçok etken göz önünde bulundurularak seçilmesi gerekmektedir.

2. Tedarikçi risklerinin yönetimi ve tedarikçileri geliştirme

Pandemi sürecinde tedarik zincirinde yaşanan aksamalar da göz önünde bulundurularak tedarikçiler için risk değerlendirmesi yapılması ve tedarikçiler özelinde aksiyon planlarının hazırlanarak geliştirilmesi gerekmektedir. Şirketler tedarikçi geliştirme programlarını, pandemi süreciyle beraber değeri tekrar ortaya çıkan tedarikçi kaynaklı anlık veri takibi ve analitik tedarik zinciri çözümlerine paralel olarak düzenlemelidir. 

İlgili geliştirme programları planlanırken kriz dönemlerinin yönetimini kolaylaştıracak şeffaf tedarik zinciri bakış açısı uzun vadede şirketlerin ajandasında yer almalıdır. Şeffaf bir tedarik zinciri, tedarik zinciri boyunca yer alan şirketleri anlık olarak takip edilebilir kılmakla beraber, kriz durumlarında tedarik ağını daha yönetilebilir ve izlenebilir hale getirmektedir.

3. Mikro tedarik zincirleri oluşturma

Tedarik zincirinin gelecek dönemde evrileceği noktalardan biri olarak görülen mikro tedarik zincirleri, süreçlerin değil müşterinin odağa yerleştirildiği mini operasyonel modellerdir. Ölçek ekonomisine odaklanan geleneksel tedarik zinciri yapılarının zaman zaman çok büyük ve hantal kaldığı ve pandemi dönemlerinde önemli ölçüde etkilendiği görülmektedir. Mikro tedarik zincirleri oluşturan şirketler ürünlerini, üretimlerini, politikalarını, akışlarını ve sistemlerini her müşteriye ya da müşteri grubuna özel olarak tasarlamakta ve bu müşteri/gruplar özelinde aksiyonlar alabilmektedir. Mikro tedarik zincirlerinde esnek olmak, müşteri için yaratılabilecek değeri maksimize etmeyi odak noktası olarak belirlemek ve bağımsız yapılar kurmak kritiktir. Mikro tedarik zincirleri kullanan firmalar pandeminin yanı sıra dalgalanan faizler, kurlar, vergi oranları, ticari kısıtlamalar ve enflasyondan daha az etkilenmektedir. 

Dünyada ve ülkemizde birçok şirket salgın nedeniyle tedarik zinciri yönetiminde eşi görülmemiş talep dalgalanmaları, maliyet artışları ve işgücü problemleri nedeniyle zor zamanlar yaşamaktadır. 

Geçmişte, tedarik zinciri dünyasında, maliyet tasarrufu ve stok optimizasyonu konularına odaklanılırken bugün yeni normalde tedarik zincirlerinin dayanıklılığını sağlamak şirketlerin birinci önceliği olmalıdır. Akıllı teknolojiler ile iyileşen ve kendini sürekli anlık olarak optimize eden, dinamik ve bütünleşmiş tedarik zinciri sistemleri, yeni normalde tüm operasyonların daha güçlü bir şekilde yönetilmesini sağlayacaktır. Covid-19 salgını, yöneticiler için bir uyanma çağrısı olmalı ve yöneticiler gelecekteki şoklara karşı dayanıklılıklarını artıracak eylemler planlamalıdır.

Beklenmeyen bu kriz ortamında organizasyonların sakin ve temkinli kalarak, en doğru ve en sürdürülebilir kararları hızlıca alması ve uygulamaya geçirmesi gerekiyor. Klasik tedarik zincirleri yönetiminin, geleneksel talep ve tedarik planlama yaklaşımlarının, pazar ve ticari dinamiklerdeki keskin değişimler, pandemiler, doğal felaketler vb. unsurlardan dolayı, güncel iş ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediği görülüyor. Yakın gelecekte, anlık değişimlerden etkilenmeyen esnek iş modeline sahip ve sürdürülebilir kararları dinamik bir şekilde alabilen tedarik zincirleri avantajlı durumda olacaktır. 

Serkan Erçin

Strateji ve Operasyonlar Şirket Ortağı, Telekomünikasyon Sektör Lideri

KPMG in Turkey

E-posta

Bize ulaşın