close
Share with your friends

İklim değişikliği başta olmak üzere geniş bir yelpazeyi kapsayan sürdürülebilirlik konularının küresel ölçekte hız kazandığını görüyoruz. KPMG olarak biz de sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği yönetimi konularını son derece ciddiye alıyoruz ve yakında bu alanda yapacağımız başka duyurular da olacak. Ancak ben bu yazıda hali hazırda gerçekleştirdiklerimizin bir kısmına odaklanacağım. Öncelikle, genel duruma ilişkin bir çerçeve çizelim. Dünya Ekonomik Forumu, her yıl, kapsamlı uzaman analizlerine dayanarak ekonominin karşı karşıya olduğu başlıca riskleri ortaya koyan bir rapor yayınlıyor. Söz konusu risklere baktığımızda, geçtiğimiz yıllar içerisinde geleneksel ekonomik ve finansal risklerden radikal ölçüde farklı bir risk alanına kayıldığını görüyoruz. Söz gelimi bu yıl, küresel ekonomiye yönelik başlıca risklerin tümü, olasılıklar çerçevesinde, iklimle ilişkili çevresel riskler olarak tanımlanmış. 

Bunun yanı sıra, iş dünyası ve siyasette de odağın bu konulara doğru hızlı bir şekilde kaydığını gözlemliyoruz. İş dünyasında, dünyanın en büyük varlık yöneticisi BlackRock yakın zamanda dünyanın en büyük sürdürülebilir yatırımcısı olma niyetini açıklarken şirketin CEO’su  BlackRock’ta yatırımcıların neredeyse değişmez biçimde en önemli endişe unsuru olarak iklim değişikliğini gündeme getirdiklerine dikkat çekti. Siyasetteyse AB geçtiğimiz günlerde Avrupa’nın yeni büyüme stratejisi olarak açıkladığı yeni yeşil mutabakatını (green deal) açıkladı. Daha da yakın zamanda; insani trajedilerin yanı sıra ciddi ekonomik, siyasi ve toplumsal sonuçlar doğuracak olan Corona virüsünün neden olduğu (COVID19) salgını patlak verdi. Yakın zamanda yayınlanan araştırmalar, habitatların yok oluşu ve iklim değişikliği gibi çevresel risklerin Corona virüsü ve COVID19 gibi hastalık ve salgınların artışı ile doğrudan ilişkili olduğunu net biçimde ortaya koydu. Ormanlar gibi ekosistemlerin yok oluşu bizi daha önce karşılaşmadığımız mikroorganizmalar ve onları barındıran vahşi canlı türlerine maruz bırakabilir. Habitatların yok oluşu ve vahşi hayvan kaçakçılığı gibi insan kaynaklı olup iklim değişikliğiyle etkisi daha da derinleşen unsurların hali hazırda yüzleştiklerimize benzer risklere artan ölçüde maruz kalmamıza sebep olacağı anlaşılıyor. 

Geleneksel risk belirleme metodolojilerindeki sınırlamalar 

Yukarıda ortaya konan genel çerçevenin açıkça gösterdiği gibi kurumlar günümüzde ciddi sürdürülebilirlik riskleriyle karşı karşıyadırlar. Söz konusu risk alanı küresel ekonomimiz içerisinde her yıl daha da karmaşık ve birbiriyle bağlantılı hale geliyor. Geçtiğimiz on yıllarda kurumlar risk tahmini yapmak, bu riskleri olasılıklarına ve etkilerine göre değerlendirmek için iki boyutlu bir yaklaşım benimsiyordu. Ancak bu metot, modern dünyada karmaşık zincirleme reaksiyonlar kritik eşiklerin aşılması sonucu ortaya çıkan krizlerin öngörülmesinde ve engellenmesinde yetersiz kalıyor. Önceki akademik çalışmalar ve daha sonrasında bilim insanları, ekonomistler, matematikçiler ve diğer uzmanlar tarafından yapılan araştırmalar geleneksel risk metodolojilerinin sınırlarına ilişkin üç temel nedeni ortaya çıkardılar:

  • Geleneksel metodolojiler yapısal bozulmaları (iklime yönelik kritik eşikler gibi geçmişteki verilere dayandırılamayan ve öngörülemeyen gelişmeler) dikkate almıyor;
  • Geleneksel risk metodolojileri, ayrıca geçmiş korelasyon seviyelerinin (büyük ölçüde Pearson) ötesindeki riskler arası etkileşimi hesaba katmıyor;
  • Son olarak, risklerin hızı, bireysel ve toplu olarak, analiz edilmiyor.

 

KPMG bu değişen risk ortamına nasıl yanıt verdi 

KPMG sermaye piyasalarına ve topluma karşı sorumluluğunu kabul ediyor. Bu kabul çerçevesinde, şirketin risk tanımlama süreçlerini güncel ve içinde bulunduğumuz hızla değişen döneme ayak uydurur kılmak bizim görevimiz. Bu amaçla KPMG, yıllardır geleneksel risk metodolojilerinin yıkıcı felaketleri öngörmek konusunda neden sınırlı kaldıklarını anlamaya çalışıyor. Bu doğrultuda, 2010 yılından beri söz konusu engelleri aşmaya yönelik yeni metodolojiler araştırılıyor. Birkaç yıl önce, yukarıda bahsettiğimiz üç sınırlamaya yanıt veren Dinamik Risk Değerlendirme (DRD) yöntemi geliştirildi.

KPMG’nin DRD yöntemi, risk sisteminin tamamı içindeki yapıyı riskler arası bağlantıları ve risklerin gerçekleşebilme hızını anlamak üzere inceliyor. Sonuç olarak, DRD, üç boyutlu dinamik bir risk görünümü sunuyor. Bu yöntem, kurumların bireysel risklerin bir araya gelmesi ve etkileşime geçmesi sonucu neler olabileceğini anlayarak, bilgiye dayalı kararlar almalarına yardımcı oluyor. DRD ayrıca, risk kümelerinin gerçekleşme olasılığı ve şiddetini azaltmaya ve tehditleri fırsata dönüştürmeye yönelik müdahale noktalarını belirlemeye imkan sağlıyor. 

DRD Risk Unsurları Arasındaki ilişkiyi Nasıl Ortaya Koyar?

DRD Risk Unsurları Arasındaki ilişkiyi Nasıl Ortaya Koyar?

DRD’yi dünyada önde gelen şirketler ve şehirler için kullanıyoruz. Örneğin, Avustralya’da Sydney şehrinin, iklim değişikliğinin 2030 yılında şehri nasıl etkileyeceğini anlayarak iklim değişikliği stratejisini ve İklim Değişikliğine Uyum Planı’nı geliştirmesine yardımcı olmak amacıyla bu yöntemi kullandık. Bu kapsamda, şehrin karşı karşıya olduğu 32 farklı iklim değişikliği riski arasındaki bağlantıyı anlamak için DRD’yi kullandık. Analistlerimiz, riskler ve risk şiddeti algıları arasındaki ilişkiyi grafikle ortaya koymak üzere uzman değerlendirmelerinden yararlandılar. Bu analiz ayrıca, başka risklere neden olan tetikleyici riskleri de ortaya koydu. Sonuç olarak, DRD sayesinde, Sydney Şehir Meclisi, şehrin karşı karşıya olduğu iklim değişikliği risklerine yönelik son derece önemli bir içgörü elde etmiş ve bu risklere yönelik önlem almak konusunda daha güçlü bir konuma erişmiş oldu. Sürdürülebilirliğe yönelik gelişmiş Risk Yönetimi Çözümlerimize ek olarak, KPMG’de müşterilerimizin uzun vadeli sürdürülebilir değer geliştirmelerine ve bu değerleri koruyabilmelerine destek verecek geniş çaplı karmaşık sürdürülebilirlik alanları ve çözümleri üzerinde çalışıyoruz.

KPMG’nin sürdürülebilirlik hizmetleri TCFD ile bağlantılı olarak aşağıdaki konuları kapsamaktadır;

➞ İklim Değişikliği Danışmanlığı ve Risk Yönetimi

➞ Dinamik Risk Değerlendirme ve Sürdürülebilirlik Riski Analizi

➞ Entegre Raporlama Danışmanlığı ve Güvence Denetimi

➞ Sürdürülebilirlik Raporlaması ve Güvence Denetimi

➞ Sürdürülebilirlik Stratejisi ve Uygulaması

➞ Sürdürülebilir Finansman

➞ Döngüsel Ekonomi

➞ Toplam Değer ve Etki Ölçümü

➞ İnsan Hakları

➞ Yenilenebilir Enerji ve Sürdürülebilir Tedarik Zinciri

 

KPMG Türkiye Sürdürülebilirlik Direktörü Richard Betts tarafından kaleme alınan bu makale Marketing Türkiye Nisan sayısında yayımlanmıştır.