close
Share with your friends

COVID-19 krizinde iki temel bankacılık aracı

COVID-19 krizinde iki temel bankacılık aracı

Covid-19 salgın krizi son günlerde çarpıcı bir şekilde hız kazandı ve neredeyse saat başı yeni bir gelişme yaşanıyor. Birçok ülke ulusal acil durum ilan etti ve virüsün yayılmasının önüne geçmek için büyük bir mücadele veriyor.

İletişim

İlgili içerik

Covid-19 salgın krizi son günlerde çarpıcı bir şekilde hız kazandı ve neredeyse saat başı yeni bir gelişme yaşanıyor. Birçok ülke ulusal acil durum ilan etti ve virüsün yayılmasının önüne geçmek için büyük bir mücadele veriyor.

Bu gibi zamanlarda bankaların oynadığı rol oldukça önemli. Bu mücadele süreci merkez bankalarıyla başlar ve ardından işletmelere ve şahıslara destek vermek üzere likidite sağlayan bankalar yoluyla ekonomilere dalga dalga yayılır.

Mart ayı itibarıyla merkez bankalarının aldığı aksiyonlar kararlı ve kayda değer nitelikteydi. ABD Merkez Bankası (Fed), faiz oranlarını bir tam puan indirip neredeyse sıfıra çekerek, piyasaya 700 milyar Amerikan doları değerinde bir parasal gevşeme paketi sundu. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise, faiz oranlarını düşürdü ve Eylül ayındaki parasal gevşeme programını uzattı. Bununla beraber, 12 Mart itibarıyla ek faiz düşürme önlemleri ile FED veya İngiltere Merkez Bankası'nın izinden gitmedi. Bankaların kredi vermesini destekleyen önlemler alındığını duyurarak, aktif satın alma programını 120 milyar Euro (135,28 milyar Amerikan doları) artırdı.[1] Ayrıca, finans piyasalarının normale dönmesine yardımcı olmak için para birimi swap işlemlerine ilişkin oranlarını düşürme konusunda, Fed ve ECB'nin de aralarında bulunduğu altı büyük merkez bankası arasında bir anlaşma yapıldı.

Bu önlemler, bize bankaların ticari ve bireysel müşterilerini hangi çerçevede daha iyi destekleyebileceğini gösteriyor. Bazı ülkelerde bankalar, durumdan etkilenen belirli işletmeler ve/veya bazı ipotek müşterileri için ödemelere ara verileceğini duyurdu. Bazıları ise; kredi geri ödemelerini, anapara ve faiz yerine sadece faiz esaslı bir modele dönüştürme çalışmaları yapıyor. ABD'de ve potansiyel olarak dünyanın her ülkesinde bankalar, hisse senetlerinin geri satın alınması (ki bu süreç hissedarlar için değer oluşturur) konusunda çekimser. Böylece, bunun yerine istikrarı artırmak için sermayenin yeniden dağıtılması mümkün olabilir.

Bunların doğru ve gerekli önlemler olduğuna ve bununla birlikte bazı bankaların sermaye gücünü test edebileceğine inanıyoruz. Oluşturulmuş olan ultra düşük ve hatta negatif faiz oranı ortamı, marjların artık son derece küçük olduğu anlamına geliyor. Zira çoğu bankanın gelirinin yaklaşık üçte ikisi faiz kaynaklı. Avrupa'da, bir süredir piyasaya hakim olan düşük faiz oranlarını uygulamak zorunda kalan bankalara rastlıyoruz. Amerika kıtası ve dünyanın diğer bölgelerindeki bankaların faiz geliri seviyeleri ve dolayısıyla değerleri daha yüksek olmasına rağmen, artık onlar da zorlanmaya başlayacak.

Bu gibi durumlarda, ücret gelirini içeren gelirlerin çeşitlendirilmesi hayati önem taşıyor. Büyük uluslararası çok amaçlı bankalar; yatırım bankacılığı, kurumsal bankacılık ve tüketici kredilendirmeleri ile aktif ve varlık yönetimi gibi alanlara yayılarak çeşitlilik açısından daha iyi durumda olma eğiliminde. Ancak birçok küçük veya orta boyutlu bölgesel bankanın faaliyet çeşitliliği daha kısıtlı seviyede kalıyor. Krizin daha da kötüleşmesi ya da uzun süre bu şekilde devam etmesi o bankalar için daha zorlayıcı hale gelebilir. Fintech’ler ve rakip bankalar da potansiyel olarak baskıyı hissedebilir. Zira, müşteriler mevduatlarını büyük ve köklü kuruluşlara yatırmaya başladığında aynı zamanda bir "güvenliğe kaçış" ortamı oluşacak olsa da, sıfıra yakın bir ortamda yüksek faiz oranları ödeyerek kendilerini farklılaştırmaları mümkün olmayacak.

Tüm bu bilgileri göz önünde bulundurduğumuzda, küresel mali krizin başından bu yana alınan önlemler genel olarak sektörün "fırtınadan sağ çıkmasına" olanak sağlamalı. Özellikle, öngörülmüş olan daha sıkı sermaye gereksinimleri ve düzenleyici kuruluşların uygulamış oldukları stres testi rejimleri, bankaların bir krize 10 yıl öncesine göre çok daha iyi direniş göstermelerine olanak sağlıyor.

Sormamız gereken önemli sorulardan bir tanesi, düzenleyici kuruluşların bankaların işlerini daha da zorlaştıracak yeni kuralları uygulamaya koymak yerine bankaların tamamen krize odaklanmasına izin verip vermeyeceği. Pek çok kişi, sorunlu kredilere ilişkin daha erken karşılık ayırmaya zorlayan nispeten yeni IFRS 9 standardının ve US GAAP’de yer alan CECL’nin olası etkilerine ilişkin endişelerini dile getirdi.[2]

Bankalar ve tüm işletmeler için diğer temel unsur ise, güçlü operasyonel esneklik ve iş sürekliliği planlaması olacak. Düzenleyici kuruluşlar bir süredir bankalara bu konularda baskı yapıyorlardı ve bunlar artık gerçekten etkili olmaya başlayacak. Bankalar hâlihazırda çok çeşitli önlemler uyguluyor. Personel seyahatlerini durduruyorlar ve daha fazla personelin evden çalışmasını sağlayacak şekilde çalışma düzenlerini değiştiriyorlar. Bazıları vardiya düzenleri getiriyor. Buna göre personelin bir kısmı sahada iki hafta süreyle çalışırken, diğerleri uzaktan çalışıyor ve sonraki hafta vardiya değiştiriyorlar. Fon transfer işlemi gibi temel faaliyetler için, bankalar (bir ekibin üyelerinin hastalanması halinde) bağımsız bir personel grubunu devreye sokarak yedek sahalarını aktif hale getiriyor. Her iki tarafın da eş zamanlı hastalanma riskini en aza indirmek için CEO ve COO gibi temel üst düzey yöneticileri de ayırıyorlar. Bunlar, girmekte olduğumuz olağanüstü dönemler için elzem nitelikteki güçlü tedbirler. 

Bu süreç kolay olmayacak. Birçok işletmenin önümüzdeki hafta ve aylarda ciddi zorluklar yaşama olasılığı yüksek ve hayat bankalar için de güçleşecek; ancak sistemi desteklemek ve durumun stabil hale gelmesine yardımcı olmak için düzenleyici kuruluşlar ve bankalar tarafından doğru adımların atıldığını görüyoruz.

 

Not: Dünyanın dört bir tarafındaki ülkeler için mevcut ortamın hızlı bir şekilde değiştiğinin farkındayız. Bu makale 20 Mart günü kaleme alınmış olduğundan, söz konusu tarih itibarıyla geçerli olan bilgileri yansıtmaktadır.

 

[1] ECB, koronavirüsün etkileriyle mücadele edilmesi uyarısında bulunmasına rağmen faiz oranlarını düşürmeyerek piyasaları şaşırttı (CNBC, 12 Mart 2020)

[2] Yeni muhasebe kuralları, virüs salgınının ortasındaki bankalar için tehdit oluşturuyor. Financial Times, 17 Mart 2020

© 2020 KPMG Bağımsız Denetim ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik A.Ş., KPMG International Cooperative'in üyesi bir Türk şirketidir. KPMG adı ve KPMG logosu KPMG International Cooperative’in tescilli ticari markalarıdır. Tüm hakları saklıdır.

Bize ulaşın

 

Want to do business with KPMG?

 

loading image Teklif talebi