close
Share with your friends

Yapay zeka teknolojisini robotik süreçlere entegre eden UiPath, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük şirketlerine robotik süreç otomasyonu (RPA) hizmeti sunuyor. Türkiye’de henüz bir yılını tamamlamadan büyük başarıya imza atan UiPath’in Avrupa Başkan Yardımcısı Tansu Yeğen ile hem RPA’yı hem de kurallarını teknolojinin yazdığı yeni dünyayı konuştuk 

HP, Microsoft, Apple, Turkcell, IBM, Samsung ve UiPath… Gartner’ın listesindeki ilk 10 şirketten beşinde geçen 25 yıl… Çocukluk hayaliniz bu muydu? Nasıl başladınız? 25 yılda odağınızda ne vardı?

Teknolojiye olan ilgimde rahmetli babamın etkisi var. Elektroniğe çok meraklıydı. Ne zaman elektronik bir şey alsa biraz oynayıp sonra içini açardım. Alman Lisesi’ne girdiğimde her şey değişti. Çok analitik bir eğitimden geçtim, çok da keyif aldım. İlk ZX Spectrum 1982 yılında çıktığı zaman ben de aldım, birkaç gün oyun oynadım sonra oyunları kendim yazmaya başladım. O yaşta birçok arkadaşım ders verip para kazanırken ben oyun yazıp yurt dışına satıyordum.

 

Üniversite dönemi geldi. Boğaziçi Üniversitesi Elektronik Mühendisliği’nde ilk kez PC ile tanıştım, aşık oldum. Bilgisayar mühendisliği okumak istemedim çünkü zaten bilgisayarla ilgili bir iş yapacaktım, elektronik mühendisliği yanıma kâr kalsın istedim. Fakat mühendislikte okurken işletme okuyan arkadaşlarla yaptığım konuşmalarda şunu anladım; aslında tüm problemlerin birden fazla çözümü var. Oysa mühendislik kafası hep bir çözüm var diye öğretiyor. Bunu fark edince işletme yüksek lisansı yaptım. Dijital dünyada olmak istiyordum, DEC (Digital Equipment Corporation) hayalimdi. O zamanın en başarılı şirketiydi, IBM için en büyük tehditti, Türkiye operasyonu da çok iyi gidiyordu. Mezun olur olmaz orada işe başladım.

Digital Equipment ilk durak aslında, ilk göreviniz neydi orada?

Bilgi işlem bölümündeki çalışanlara destek vermekti. Yaklaşık bir yıl gelen problemleri çözdüm. Sistemli çalıştım, hangi sorunların geldiğini nasıl çözdüğümü analiz edip haftalık bazda herkese e-posta atıyordum ki sorunların çözümüyle ilgili süreç hızlansın, işler aksamasın. Bir yıl sonra bir şirket toplantısında moralim çok bozuldu. Satıcıların çok alkışlandığı ama destek ekibinin yeteri kadar takdir görmediği bir durumla karşılaştım ve görevimden istifa ettim ama istifam kabul edilmedi. Gelecek PC’lerde ben böyle bir alanda çalışmak istiyorum dedim, satış bilmememe rağmen beni o bölüme aldılar.

 

Böylece PC pazarına geçtim, sıfırdan başladım. Sonra 1994’te Hewlet Packard’a geçtim, 1 yıl içinde HP PC, sunucu, mobil ürünlerde 11. sıradan 1. sıraya yükseldi. 1998’de Microsoft’ta çalışmaya başladım. Çok başarılı bir yedi yıldı. 2000 yılında yaptığımız bir proje Bill Gates’ten ödül aldı. KOSGEB ve bankaların desteğiyle KOBİ’lere yönelik teknoloji kullanımına özel bir programdı. KOBİ’lere yönelik teknoloji atağının ilk adımıydı denebilir.

 

Ardından Koç Holding bünyesinde Bilkom’da başladım fakat bir hafta sonra şirketin adını Apple olarak değiştirdik. İki yıl Apple, sonra Turkcell, IBM, Samsung… Ve Ağustos 2018’de UiPath ülkemiz operasyonunu kurma görevini üstlendim. Kısa zamanda başarılı performansımızdan dolayı yıl başında şirketin 30 ülkeden sorumlu Avrupa Başkan Yardımcısı oldum. 1 Temmuz itibarı ile UiPath’in Türkiye Genel Müdürlüğü görevimi Tuğrul Cora’ya devrettim. Çok güvendiğim bir arkadaşım. Hep birlikte Türkiye’de ve görev alanımdaki Rusya ve diğer BDT ülkeleri, İsrail ve Doğu Avrupa’da büyümek için çok hızlı adımlar atıyoruz. 

Yapay zeka yıkıcı geliyor

Şimdi alanınız robotik süreç otomasyonu ve yapay zeka yazılımı… Bu kariyerin ardından UiPath’e gelirken ne hissettiniz?

İnovasyonda ben en çok ihtiyacımız olan ama farkında olmadığımız şeylerden etkileniyorum. Mesela bir PC, internet, e-posta çıktığında ne kadar ihtiyacımız olduğunu anlıyoruz. Ama daha önce ‘Neden internet yok’ demiyoruz. 

UiPath’te bunu hissettim. Yıllarca masa başında geçirdiğimiz ama hiç sorgulamadığımız vaktin aslında boşa geçirildiğini anlayınca çok etkilendim. Süreçlere sadece robot yazılımlar koyarak işi hızlandırmak değil bu sadece. Aynı zamanda çok ciddi şekilde ve bence çok yıkıcı olarak gelen yapay zekanın da bu işin yüzde 100 parçası olduğunu görmek… UiPath’in yaptığı şeye baktığımda, ‘Burası dünyanın en büyük yapay zeka şirketi olacak’ dedim. Gerçekten sadece bir yıl içinde müthiş bir mesafe kat ettiğimizi görüyorum. Doğru yerdeyiz, doğru işi yapıyoruz. 

UiPath’ten biraz konuşalım. Kaç ülkede, kaç kişi var? Nasıl çözümler üretiliyor? RPA çözümlerine daha çok AI ve Machine Learning algoritmaları eklemek diye mi tanımlamalıyız bunu?

UiPath Daniel Dines tarafından 2005’te Romanya’da kurulmuş. 2015’e kadar şirket 10 kişi. Computer vision (bilgisayar görüsü) dediğimiz teknoloji üzerine çalışıyor. Amaç ekranı okuyabilmek. Şu demek; ekranda ne olduğunu görürsem ekranda gördüklerimle etkileşime geçebilirim. Yani Windows’a girer başlat tuşuna basabilirim, e-postayı açabilirim, e-posta atabilirim, gelen e-postayı açıp okuyabilir, içindeki bilgileri Excel’e atıp sunum formatına getirebilirim. Bunlar zaten insanların farkında olmadan robot gibi yaptıkları şeyler. Buna yapay zeka servislerini de bağlayabilirsem, şirketime gelen mesajları duygu analizleri, kızgın müşteri, mutlu müşteri, satın almaya hazır müşteri diye departmanlarıma dağıtabilirim. Ya da Google’ın yapay zeka servisini kullanarak, bir sigorta şirketi için gönderilen hasarlı araç fotoğrafını diğer araç fotoğraflarıyla karşılaştırıp ne kadar hasar olduğunu anında müşteriye sunabilirim. Yani sonsuz seçenek var. UiPath bütün yapay zeka şirketlerinin de platform olarak kullanacağı bir ortam yaratmış durumda. 

UiPath Daniel Dines tarafından 2005’te Romanya’da kurulmuş. 2015’e kadar şirket 10 kişi. Computer vision (bilgisayar görüsü) dediğimiz teknoloji üzerine çalışıyor. Amaç ekranı okuyabilmek. Şu demek; ekranda ne olduğunu görürsem ekranda gördüklerimle etkileşime geçebilirim. Yani Windows’a girer başlat tuşuna basabilirim, e-postayı açabilirim, e-posta atabilirim, gelen e-postayı açıp okuyabilir, içindeki bilgileri Excel’e atıp sunum formatına getirebilirim. Bunlar zaten insanların farkında olmadan robot gibi yaptıkları şeyler. Buna yapay zeka servislerini de bağlayabilirsem, şirketime gelen mesajları duygu analizleri, kızgın müşteri, mutlu müşteri, satın almaya hazır müşteri diye departmanlarıma dağıtabilirim. Ya da Google’ın yapay zeka servisini kullanarak, bir sigorta şirketi için gönderilen hasarlı araç fotoğrafını diğer araç fotoğraflarıyla karşılaştırıp ne kadar hasar olduğunu anında müşteriye sunabilirim. Yani sonsuz seçenek var. UiPath bütün yapay zeka şirketlerinin de platform olarak kullanacağı bir ortam yaratmış durumda.

Bu kadar hızlı yükselişte bence en önemli etken, kullanıcıların ürünü görüp anında kullanmaya başlayabilmesi ve hemen geri dönüş alabilmesi. Biz ürünü tanıtıp, saatler içinde şirketin kullanımını sağlıyoruz. 

İnsan değil robot yapsın

RPA neden gerekli?

Robotik süreç otomasyonu, insanların gözleriyle ve parmaklarıyla yaptığı her şeyin otomasyona geçmesi demek. RPA alanında çok şirket var fakat UiPath bu hizmeti içine yapay zekayı entegre ederek sunuyor. Ya ürünün içinde yapay zeka özellikleri var ya da üçüncü parti yapay zeka özelliklerini kullanıyor. Nasıl?

RPA bizim farkında olmadığımız birçok süreci hızla otomasyona geçiriyor. Mesela finans bölümleri çoğu zaman ay sonu kapanışlarını bir türlü vaktinde yapamaz. Çünkü birçok yerden rakamlar akıyor. Oysa onların doğru şekilde konsolide edilmesinde, insan hatasından uzaklaştırılmasında, yüzde 100 kağıtsız ortama geçilmesinde UiPath’in çözümleri ciddi katkı sağlıyor. Müşterilere gönderilen e-postalar, şirket hakkındaki haberleri içeren medya takibi, iş planları sunumlarının hazırlanması gibi aklınıza gelebilecek bir sürü şeyi otomasyonla dakikalara sığdırmak mümkün.

Çok aşamalı süreçlerde kazanılan hız bir başka önemli alan. Mesela insan kaynakları. Düşünün, yeni birisini işe başlatma tamamen robot bir iş. O kişinin bilgisini finans bölümüne ver, bilgi işleme ver, SGK’ya ver, ‘aramıza hoş geldin’ yazan e-posta’ya kadar 15-20 tane süreç. Her yeni başlayan için tekrarlanıyor. Bunun yerine İK bölümünde bir bilgisayara sadece gelen kişinin adının yazıldığını düşünün, gerisini robot yapıyor. Verimlilik artıyor, hem de nasıl artıyor; 100 kişilik bir şirketin yılda 152 kişilik iş çıkardığı ölçüde artıyor.

 

Yine önemli bir sonucu; otomasyon sayesinde çalışanlar günler boyu çakıldıkları bilgisayar ekranlarının önünden kalkıyorlar. Kendi aralarında ya da müşterileriyle ya da iş ortaklarıyla konuşmaya başlıyorlar. O zaman çalışanların memnuniyeti çok ciddi şekilde artıyor.

 

Geçen yıl sonu itibarı ile dünyada bu teknolojinin kullanım oranı yüzde 19 civarında. Ama bu oran tüm dünyadaki ülkelerin ortalaması. Yüzde 70 ise gelişmiş ülkelerdeki kurumların kullanım oranı.

 

Son bir yıldır sadece bu alanda hizmet veren ülkemizde ofisi ve ekibi olan tek şirketiz. Türkiye’deki kurumlar hızla UiPath çözümlerini kullanmaya başladı. Buradaki pazar hayli istekli. UiPath’in hizmet verdiği hangi ülkeye baksanız her yıl üçe, dörde katlanarak gidiyor. Saygın analiz kuruluşlarının raporları, RPA’yı bu yılın bir ya da iki numaralı konusu olarak görüyor. KPMG’nin yaptığı Teknoloji Trendleri Araştırması’nda RPA 2019 yılındaki en önemli teknolojiler listesinde 2. sırada yer alıyor. 

Çok hızlı ilerlemedi mi RPA?

Aslında hiç kimse RPA’in standart işleri yaparken bu kadar hızlı gelişeceğini tahmin etmedi. UiPath’in durumu bunu çok açık anlatıyor zaten. 2015’te 10 kişiyken bugün 3 bin 200 kişi çalışıyor bu şirkette, önemli bölümü de son bir yıl içinde katıldı. Geçen yıl Aralık ayında ABD’de 500 bin şirketten 10 milyon çalışanla yapılan bir araştırmada, ABD’nin geleceğinde en önemli rolü oynayacak şirketler sıralamasında ikinci sırada çıktı UiPath ve ABD’deki en çok çalışılmak istenen 11’inci şirket oldu. 

Şirketinizde robotlar ne iş yapıyor?

Birçok süreçte robotlar var. Çalışanlarımız robotlar sayesinde dışarıda daha uzun süre kalabiliyor, daha esnek çalışabiliyor, raporlar, onay mekanizmaları neredeyse yok gibi. Şirketten sürekli şöyle duyurular geliyor; ‘Şimdi sizi yeni çalışma arkadaşımız XXX ile tanıştıralım. Ülkenizde herhangi bir müşteriniz teknik sıkıntı çekiyorsa kendisine mesaj attığınızda 24 saat içinde gerekli kişinin ülkenize gelmesini sağlayacaktır.’

Mesela belli bir miktara kadar indirim yapacaksanız robota e-posta atıyorsunuz, ondan ‘İndiriminiz onaylanmıştır, teklifinizi müşterinize iletebilirsiniz’ diye cevap geliyor. İndirimi verirken sadece kendi maliyetlerine değil, o ülkenin finansal durumuna bakıyor, segmentteki oranlara ve daha birçok şeye bakıyor, analiz ediyor. Bir insanın çok çabuk yapabileceği şeyler değil bunlar. 

Adayları robot belirliyor

Buradaki ekibinin yapısı nedir ve işe alım süreçleriniz nasıl UiPath’te?

10 yıl önce bir adayla görüşürken bir sorunu açıklamasını, buna karşı nasıl aksiyon aldığını ve nasıl sonuçlandığını anlatmasını beklerdik. Durumu, aksiyonu, sonucu üç-dört örnek üzerinden anlamaya çalışırdık, adayı buna göre değerlendirirdik. 5-6 yıl önce adayların yüzde 85 iletişim becerisi, yüzde 10 iş tecrübesi, yüzde 5 de eğitimiyle değerlendirdiğimiz döneme geçtik. 

Bugün iş görüşmelerinde adaylar bu iki tarz gözlemden geçiyorlar. UiPath’te adayların CV’leri sisteme yüklendikten sonra robot yazılımlar adayın özgeçmişindeki kelimeleri çıkarıyor, belirli alanlara yerleştiriyor. Aradığımız özelliklerle eşleşen adaylarla görüşmenin sağlanması için ilgili birimlere mesajlar gidiyor. Süreçlerin hepsi otomatik.

Sistemin eleyip önerdiği aday zaten tam bizim istediğimiz nitelikte oluyor. Şu anda görüşmede UiPath’te tek bir soru soruyoruz, ‘Bize ne sormak istiyorsun?’ Ne kadar katılmak istiyor bize, ne kadar heyecanlı bunu görmek istiyoruz. İkincisi çok hızlı büyüyoruz, hata yapmayı çok seven bir şirketiz, her hatada daha çok şey öğreniyoruz. Bizim yaptıklarımızı da sorgulayacak arkadaşların aramıza katılmasını istiyoruz. 

Bir yılda neler oldu? Neler yaptınız, 2020 için planlarınız neler?

Sunduğumuz çözümler her sektörü kapsıyor. Şirketi Türkiye’de kurduğumuz Ekim ayının ortasından Aralık sonuna kadar 25’in üzerine kuruma satış gerçekleştirdik. Bugün itibarıyla da Türkiye’de 100’e yakın kurum UiPath kullanmaya başladı. Sanayi, hava yolu, finans, sigorta, lojistik, telekom, hukuk, sağlık her alanda varız. Türkiye’deki gündemimiz hayli yoğun. Yurt dışında da hızla yayılıyoruz. Şu sıralar Ukrayna kuruluyor mesela.

KPMG ile hızlı yol aldık

KPMG ile iş ortaklığınız neleri kapsıyor?

KPMG, Türkiye operasyonunu kurduktan sonra ilk görüştüğümüz şirketlerdendi. Yapacaklarımızı, yatırımlarımızı anlattık. Çok hızlı davranıp gerekli yatırımlarını yaptılar, sertifikasyonları tamamladılar, bir çatı altında çalışan iki şirket gibi olduk KPMG ile. Hızlıca birçok iş de gerçekleştirdik.

 

KPMG öncelikle kendi içinde kullanmaya başladı ürünü. Müşterileri olan büyük şirketlerde aktif biçimde çalışıyor robotlarımız. Şu anda bu kurumlardaki kapasiteyi arttırmak için çalışıyoruz. Müşteri etkinliği, teknik çalışmalar yaptık. Yılın son çeyreği daha yoğun geçecek. KPMG ile iş birliğimiz hızlı büyüyor, bu şekilde devam edecek gibi görünüyor. Birlikte çok iyi iş çıkardığımıza inanıyorum

Her gün yeni bir alana giriyor AI. En son Çin’deki dijital mahkemede yapay zeka hakimin görev aldığını okuduk, Hindistan’da sınıflarda öğretmenlik yapıyorlar. Facebook’taki, Çin’deki chatbot örnekleri çok tartışılmıştı. Yapay zekadan korkmalı mıyız gerçekten?

Medyanın ve sinemanın gücünün de etkisiyle Terminator, Matrix gibi filmler ‘Robotlar kötüdür, hayatımızı elimizden alacaklar’ gibi bir algı yarattı. Ben bu tarafta değilim aksine robotların derinliğimizi arttıracağına inanıyorum. Çünkü bir görev bir de iş tanımı var. Görevin içinde işler vardır. İşte robotlar sıkıcı işleri üzerimizden alıyorlar. Ama bizim görev tanımımızda bir şey değişmiyor. Hatta görev tanımımız daha da genişleyebilir. Bu nedenle de derinlik artacak. Mecburuz robot teknolojilerini kullanmaya. Verimlilik için rekabet için mecburuz. Yapay zekayı, makine öğrenimini, derin öğrenmeyi bilmemiz lazım.

‘Araba nedir’i bilmezsek yollarda yürümeye devam ederiz. Ama bilirsek hem kullanırız hem de araba yapmaya çalışırız. Bu analojiyi sık sık düşünmeliyiz. ABD ve Kanada yapay zekanın geliştirilmesi için inanılmaz yatırımlar yapıyor. Avrupa’da Finlandiya’dan başlayan hareketle birçok ülke artık yapay zeka eğitimleri veriyor. Bizde de bu konuda çalışmalar var.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2022 öngörülerine göre 130 milyon yeni iş alanı olacak. Bunun 70 milyonunu robotlar alıyor, 60 milyonu insanlara kalıyor. Bu 60 milyon işin yüzde 54’ünü bugünkü becerilerimizle yapabilecek kapasitede değiliz. Minimum 6 ayla 1.5 yıl arasında eğitim almamız gerekiyor.

 

O zaman önümüzdeki tablo bize şunu diyor; bunu yapmazsak bu alanda yatırım yapan ülkeler çok daha ileriye geçecekler. Teknolojiyi çok iyi takip etmemiz ve kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Bireysel olarak da kurumsal olarak da böyle. Şirketlerin çalışanları, ülkelerin de vatandaşları için bu konuda harekete geçmesi gerekiyor.

 

Herkese bir robot

‘Her çalışana bir robot’ diyorsunuz. Yakın mıyız o günlere?

Bizim 14 yaş grubu için özel bir eğitim videomuz var. Bütün videoları öğrenciler yapıyorlar. Öğrencilerin geliştirdikleri robotları bir görseniz… ‘Kendime WhatsApp robotu yaptım’ diyor. ‘Saat 8’de anne ve babamla hangi tiyatroya gidebilirim’ diye mesaj atıyorum, arka planda arıyor ve bana listeliyor. Sonra ‘Bana bilet al’ diyorum, bileti alıyor ve bana ‘Anne ve babana söyle 2 saat önceden yola çıksınlar, yolda genelde o saatlerde trafik var’ mesajı gönderiyor. Çocuklar müthiş kullanıyorlar.

 

‘Herkese bir robot’ konusu şunun için çok önemli. Büyük şirketlerin 30 yıl önce teknolojiyle kurumsal olarak tanıştığı dönemlerde yazılımları aldık şirketlerimize. Bu yazılımların, şirketimizin çalışması için gerekli ortamı sağladığına inandık uzunca bir süre. Fakat bir süre sonra ‘şuralarda eksiklikler var’ dedik. Raporları üretmiyor, birileri bu rakamları alıp bir şeyler yapıyor… Zorlanmaya başladık. Fakat bu sırada şirketler büyüdü, çalışan sayıları arttı. Çalışanlar parmak kaldırmaya başladı, ‘Ya ben çok manasız bir iş yapıyorum. E-postanın ekinde gelen dokümanı açıyorum. Oradaki rakamı alıyorum bir tane tablo uygulamasına koyuyorum. Onları konsolide ediyorum’ diye itiraz ettiler… Daha büyük işlerle uğraşmaları gerekirken, 20-30 kişilik birimler genel müdüre aylık sunum hazırlamaya başladı. ‘Bu işi daha hızlı yapmanın bir yolu olmalı, niye her ay ben aynı şeyleri yapıyorum’ diyemediler.

 

İşte tam bu noktada ‘Herkese bir robot’, UiPath’in çok önemli bir vizyonu. Kurumlar Excel kullanıyorlarsa kesinlikle robota ihtiyaç vardır. Arada toparlayan bir şey lazım. Dünyada büyük şirketlerde binlerce robot kullanılıyor. Çalışanlar kendi robotlarını yapmaya başladılar kendi ihtiyaçları için. Zor bir şey değil. Herhangi bir Microsoft uygulamasını bilen kendi robotunu rahatlıkla geliştirebilir. 

O robotların çalışmasını kim denetliyor?

Robotları denetleyen robotlar var. Bir çalışanın geliştirdiği robot yeteri kadar iyi çalışıyor mu diye bakılıyor. Çalışana bir asistan veriliyor gibi düşünün. İşinin yüzde kaçını yapacak? Çünkü merkezden de robotlar raporlanmaya başlıyor. Eğer yüzde 5 kullanılıyorsa o robotun atıl kalan yüzde 95’lik kapasitesi İK’ya veriliyor. Şu anda insan kaynakları bölümleri artık İRK, insanlı robot kaynakları… Bu robotlara makineler atanıyor, isimleri var, insan kaynakları sicil numaraları var, İK ve finans departmanları robotların performanslarını ölçüyor. Robotların performansı da önemli. Verimli çalışmıyorsa işten çıkarıyorlar. Kapatıyorlar o asistanı. 

Nasıl isimler veriliyor?

‘Herkese bir robot’ta, her çalışan kendi robotuna isim koyduğu için tamamen ona bırakılıyor. Çok sevdiği arkadaşının adını koyan da var, eşinin adını veren de… 

Geleceği derin öğrenme yazacak

10 yıl ve 20 yıl sonrayı bize nasıl tarif edersiniz?

Bu konudaki ortak öngörülerine katılıyorum. Yapılan araştırmalara göre 10 yıl sonra iş hayatımızdaki en önemli özelliğimiz, iletişimimizin ya da insani yeteneklerimizin gücü değil analitik özelliklerimizin ne kadar iyi olduğu olacak. 

yapay zeka teknolojilerindeki makine öğrenimi büyük veriye dayanıyor. Makine öğreniminin en önemli özelliği büyük veriyi analiz etmesi, oradan sonuçlar çıkarması ve öneriler yapması… Ama derin öğrenme farklı. Bilgisayar sistemlerine ya da yazılıma bir şeyler öğretiyoruz. Mesela 1996’da IBM’in Watson’ı, Kasparov’u yenerken tamamen satranç odaklıydı. Çünkü bu sistemle sadece satranç oynanabiliyordu. Biz buna makine öğrenimi diyoruz.

Japonya’daki bir şirkete, Türkiye’de satılan tüm kıyafetler raporlanıyor. Resimleri analiz ediliyor. Bir hafta sonra diyorlar ki; ‘Türkiye’deki erkekler bu ara çizgili gömlek almaktadır. Bedenler büyümüştür’. Kadınlar da mesela pembe gömlek alıyor. Şimdi tasarımcılarınıza söyleyebilirsiniz, ‘Erkekler için çizgili gömleklerde farklı modeller, üst bedenler; kadınlar için de pembe gömlekler çalışılabilir.’ Bu makine öğrenimi…

 

Derin öğrenme daha farklı. 2016’da Netflix’te Alphago belgeselinde makinelere ilk kez bir şey öğretilebildiğini gördük. DeepMind’ın sahibi Demis Hassabis, Go oyununu öğretmiş bilgisayar programına. Zaten sonra şirket Google tarafından satın alınıyor. Orada bilgisayarların bir şey öğrenebildiğini gördük. Çünkü Go oyununda 10 üstü 70 ihtimal var her hamlede. Bunu mesela Watson yapamaz. 

‘Geleceği derin öğrenme belirleyecek’ diyorsunuz yani…

Makine öğrenimi gelişmeye devam edecek ama çağı değiştirecek olan derin öğrenme. Derin öğrenme insan beynindeki nöronları taklit ediyor. Beynimizde katman katman seviyeler var, bir resme baktığımızda aslında resim önce tamamen flu geliyor, yavaş yavaş netleşiyor. Bir katmanda biraz daha, bir katmanda biraz daha, yanında ağaç var, yanında araba var, orada elma var… Resmi böyle görüyoruz biz. Derin öğrenme teknolojisi işte bunu simüle ediyor. Henüz çok yeni bir teknoloji ve yapay zeka buradan atağa kalkacak.

 

20 yıl sonra yani 2040’larda derin öğrenme çok gelişmiş olacak. Fütüristlerin öngörüsü, 2040 ile 2080 arasında beynimizi bir yerlere yedekleyip beceri yükleyebileceğiz. İstediğin dili konuşma, pilotluk, enstrüman çalma ne istersen... Elon Musk’ın NEUROLINK yatırımı da bunu gösteriyor. Peki bu ne demek? 2070-2080’de şöyle bir dünya olacak, insanlar çalışmıyor ama bizim robotlarımız dışarıda işlerimizi yapıyor. Biz bu sırada istediğimiz yeteneklerle kendimizi geliştiriyoruz.