close
Share with your friends

Gelişen teknoloji ve değişen tüketim alışkanları, geleceğin ulaşımını da hızla dönüştürüyor. Mobilitedeki değişim, bu alanda faaliyet gösteren firmaları da kullanılan yolları da şehirleri de günümüzden çok farklı bir noktaya taşıyacak. Endüstriyel Üretim ve Otomotiv Sektör Lideri Şirket Ortağımız Hakan Ölekli, mobilite ekosisteminin geleceği konusunu kaleme aldı.

Teknoloji bütün sektörlerin DNA’sına sızdı. Yaşanan büyük değişim, iş yapış biçimlerimizden günlük yaşam alışkanlıklarımıza, hayatımızı kolaylaştıran araçlara hatta yollarımıza kadar çok şeyi dönüştürüyor.

Yıkıcı teknolojilerle birlikte taşımacılığın rolü, kapsamı ve işleyişi de yeniden şekilleniyor. Dijitalleşen dünyada sürücü koltuğunda oturan kişi ‘müşteri’ olduğundan, yerel yönetimlerin ve firmaların hizmetlerini nasıl sunacaklarını tekrar düşünerek, hızlı bir şekilde ihtiyaçlara çözüm bulması gerekiyor. İletişim ve bilgi akışı artık saniyeler içinde gerçekleştiğinden, hem insan hem de mal taşımacılığına yönelik beklentiler her gün artıyor. Firmaların, daha fazla ve daha iyi ulaşım seçeneği isteyen yolcuların ihtiyaç ve beklentilerini göz önüne alarak hizmetlerini şekillendirmeleri gerekiyor. Hızla artan nüfus, şehirleşme ve çevre sorunları, ulaşım sektöründeki yüksek fiyatlar, kazalar, trafik ve verimsizlik sorunlarıyla birleştiğinde yeni mobilite çözümleri zorunlu hale geliyor.

Değişim var olan geleneksel sektörleri yıkmakla beraber, yeni pazarlar yaratıyor ve yeni oyuncuları piyasaya sürüyor. Bunlardan en yaygın olan ve gelecek vaat edenler arasında elektrikli araçlar, bağlantılı otonom araçlar ve mobilite hizmetleri geliyor. 

Paylaşım yaygınlaşıyor

KPMG’nin 20’nci Küresel Otomotiv Yöneticileri Araştırması’na göre günümüzde araç sahiplerinin yarısı 2025’e kadar kişisel motorlu taşıt sahibi olmak istemediklerini belirtiyor. Müşteri mobilitesinin artık bir hizmet olarak verilmesi, araç mülkiyetine ilginin azalmasındaki temel nedenlerden biri... Uber ve Lyft gibi paylaşıma dayalı mobilite uygulamalarının dünyada yaygınlaşmasının yanı sıra müşterilerin birçok ulaşım yöntemine tek platform üzerinden erişebilmesi, esnek araç kiralama servisleri, araç paylaşma ve shuttle servisleriyle toplu taşımayı dinamikleştiren ulaşım opsiyonları şehirlerde mobiliteyi hızlandırıyor. Örneğin, Helsinki’de geliştirilen Whim uygulaması, aylık abonelik sistemiyle çalışan bir ulaşım ürünü. Müşteriler, bireysel yolculuklarını tren, otobüs, taksi, araç kiralama ve bisiklet paylaşma gibi seçeneklerle planlayıp tek uygulama üzerinden sabit fiyatla gerçekleştirebiliyor. Yollar ve taşıtlarının entegre edilmesinde Helsinki gibi birçok şehir çözüm önerileri üretiyor. Bu sayede mobilite farklı boyutlarda gelişebiliyor.

Mobiliteyi ve ulaşım sektörünü kökünden değiştirecek uygulamalar ve servisler kapsamında bağlı ve otonom araçlar büyük önem taşıyor. Araçtan araca (V2V) ve araçtan merkeze (V2G) iletişim kuracak bu araçlar, trafikte oluşan verimsizliği ve risk faktörlerini azaltma hedefiyle geliştirildiğinden günümüzde yaşadığımız trafik yoğunluğu ve sorunlar da ortadan kalkacak. Otonom araçlar sayesinde yollarda verimlilik ve güvenlik artacak, böylece sürücülerin geleneksel görevlerinin yerini yeni bir ulaşım deneyimi alacak. Bağımsız mobilite, ehliyet ve araba kullanımında dışlanmış olan genç ve yaşlı yolculara da açık olacağı için toplumun her kesimine hitap edecek. 

 

Bağlantılı ve otonom araçların yüksek veri üretimi, kullanımı ve mobilite sağlayıcılarının hizmetlerini dijital platformlarla veri tabanları üzerinden yönetmesi, iletişim altyapısının oldukça gelişmiş olmasını gerektiriyor. Bu sebeple telekomünikasyon, medya ve teknoloji alanlarında V2V / V2G algılama ve iletişim konularının da devreye girebileceği geniş fırsatlar ortaya çıkacak. Müşterilerin gün geçtikçe hizmet kalitesi ve deneyim için daha fazla bilgi paylaşması nedeniyle gelecekte bağlanabilirlik, sensör teknolojileri ve otonom araçların ihtiyaçları doğrultusunda daha fazla veri elde edileceği öngörülüyor.

Bu verilerin paraya çevrilmesi iki ana trendi şekillendirecek; ilki verinin müşterileri daha iyi anlaması ve daha verimli kullanılması için veri birleştirme / işleme platformlarının yaygınlaşarak birçok kaynaktan toplanan karma verinin ortak fayda için kullanılması. Bu noktada herkes için uygun çözümler ve yeni fırsatlar yaratmak hedefiyle yerel / özel kurumlardan veri kullanımı / paylaşımı konusunda birbirleriyle işbirliği içinde olmaları bekleniyor. Günümüzde bile cep telefonlarından, navigasyon cihazlarından, GPS’lerden ve araç paylaşım uygulamalarından elde edilen gerçek zamanlı veriler derin bir bilgi kaynağı sunuyor. Bu veri müşteri deneyimini geliştirmek ve ihtiyaçlarını gidermek amaçlı kullanıldığında mobiliteyi hızlandıracak.

Müşteri verisine göre seyahat

Geleneksel veri kaynakları dışında kullanılan verinin yeni ve alternatif kaynakları da bulunuyor. Yerel kurumlar ve taşıma kuruluşları, geleneksel veri kaynakları dışında veriler kullanarak arza dayalı sabit otobüs rotalı hizmetlerini, talebe dayalı, duyarlı ve müşterilerin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş hizmetlere dönüştürebilecek. Konuma dayalı anonim verinin yaygınlaşması, seyahatlerin başlangıç ve varış noktalarına dair bilgilerin elde edilebilmesi, ulaşım hizmetlerinin gerçek zamanlı geliştirilmesini sağlarken, öngörü sahibi yetiler de taşıyarak gelecek için yeni hizmet fırsatlarının önünü açıyor. Harcama alışkanlıkları ve demografiye dayalı müşteri verileri, sunulan yolculuk deneyimini birçok ulaşım biçimini kapsayacak şekilde geliştirmek adına kullanılabilir. Bu yeni yöntemlerle geleneksel veri kaynaklarını birleştirerek elde edilen kıyaslama çalışmalarının verileriyse, ulaşım kuruluşlarına diğer oyunculara kıyasla performanslarını değerlendirmek ve bu doğrultuda yeni kararlar almak için bir referans noktası olarak sunulabilir. Böylesine geniş bir veri ağında, ulaşım sektöründeki oyuncular elde ettikleri verileri, müşteri deneyimini geliştirmek, ihtiyaçlarını gidermek için kullanmalı ve hızlı kararlar vererek onları ileriye taşıyacak işbirlikleri kurmalı. 

Yeni enerji modelleri

Mobilite ekosisteminde otonom araçların yanı sıra yeni ulaşım yöntemlerini ve teknolojilerini barındırmak için altyapı ve enerji ihtiyaçlarını gidermek de büyük önem taşıyor. Elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla beraber şarj üniteleri, alternatif yakıt, elektrik ve güç hizmetleri sağlayabilecek altyapının oluşturulması, bu gelişen değer zincirine odaklanmış yeni iş modelleri ve fırsatları üretecek. Otonom araçlar yolcu taşımak için kullanılacağından artık işlevi kalmayacak olan park etme fonksiyonlarının ve buna hizmet eden otopark gibi özel altyapı oyuncularının değişerek sürücü alışkanlıklarına uyum sağlaması gerekiyor. Bunların yanı sıra kentsel yaşam alanlarının veri merkezleri, servis, bakım ve tamir istasyonları, akıllı trafik yönetimi uygulamaları etrafında yeniden şekillendiğine de tanıklık edeceğiz. 

Yakın zamanda gerçekleştirilen Orijinal Ekipman Üreticileri (OEM) satın alma işlemleri, geleceğin otomotiv stratejilerinde finans sektörünün de kilit bir görev üstleneceğini gösteriyor. Otonom araçlar yaygınlaştıkça, kasko ve sigorta ihtiyacı azalacak ve bu durum üreticilerin mobilite servis filolarına sağlayacağı yeni ürün sorumluluğu çözümleri geliştirmesini gerektirecek. Ödeme alanında ise şarj noktalarındaki ödemeler ve mobilite hizmet anlaşmaları gibi yeni hizmetler, yenilikçi ödeme sistemlerinin geliştirilmesini gerektirecek.

Müşteri talebi, denetimlerden kaynaklanan baskının gücü, araç otomasyonu ve dijitalleşme konusundaki teknolojik gelişmelerin hızı katlanarak artıyor. Yeni mobilite ekosisteminde yer edinmek ve öne çıkmak için kurumların hızlı hareket ederek, verimli işbirlikleri ve satın alma hedeflerini garantiye almaları, kurum içi finansal ve operasyonel modellerini de yapılandırmaları gerekiyor. Şirketler için bu yoldaki ilk adım, dönüşümün boyutunu ve olası etkilerin büyüklüğünü / zamanlamasını kavrayabilmek. Dijital dönüşüm yolculuğunda başarılı olan kurumlarda, ancak sektörler / kurumlar arası yetkinliklerin ve fırsatların birleştirilerek taşımacılıkta kalıcı çözümlere ulaşabildikleri görülüyor. Günümüzde birçok teknoloji firması ve OEM’lerin başarılı işbirliklerine şahit olduk. Derin otomobil deneyimiyle yeni dönüştürücü teknolojileri birleştiren bu işbirliklerine Daimler-Uber, Hyundai-Cisco, Volkswagen-Nvidia örnek olarak gösterilebilir. Geleneksel üreticiler ve hizmet sunucuları ancak gelişen teknolojiyle uyum ve işbirliği içerisinde kalarak mobilite ekosisteminde yerlerini koruyabilir.

Mobilitenin artması ile beraber yaşam tarzımıza etkileri çok köklü olacak. Mobilite ile beraber ortaya çıkan atıl zamanın nasıl ve ne için etkin hale geleceği kritik önem taşıyor. Ancak her halükarda akıllı yeni nesil telefon ve tabletlerin yarattığı yeni yaşam tarzı gibi mobilitenin artmasının da hayat tarzımızı değiştirici bir etkiye sahip olması muhtemel görünüyor.