close
Share with your friends

KPMG EMA Bölgesi Yeniden Yapılandırma Lideri Angel Martin Torres, dünyanın gündemindeki ‘finansal yeniden yapılandırma’ gerçeğini anlattı. Dünyanın mevcut ekonomik ve siyasi şartlarında yapılandırmanın gündemde kalmaya devam edeceğini belirten Torres, “Doğru durum tespiti, gerçekçi önlemler almak, nakit akışını hızla iyileştirmek başarılı yapılandırmanın ilk üç kuralı. Doğru uygulanırsa hayat verir” diyor

Yeniden yapılandırma neden dünyanın bu kadar gündeminde?

Her şey, 2006 yılında ABD’de konut kredisi balonunun patlamasıyla ve Kuzey Amerika’da subprime mortgage denilen alt gelir gruplarına verilen ipotekli konut kredisi krizini tetikleyen 2008 küresel finans krizi ile başladı. Mortgage krizinin etkileri, tüm ABD finans sistemini etkiledikten sonra dünyaya yayıldı ve derin bir likidite krizi ile sonuçlandı. Ayrıca çeşitli borsa kazaları gibi beraberinde küresel ölçekli bir ekonomik kriz getiren başka ekonomik sarsıntılara da neden oldu.

2010 yılında küresel finans krizi, euro sisteminde yeni bir krize daha yol açarak Avrupa Merkez Bankası’nı, İspanya bankacılık sisteminin yanı sıra Yunanistan, İrlanda ve Portekiz ekonomilerini kurtarmaya mecbur etti. ABD ve Avrupa’yı etkileyen krizin tüm Amerika, Asya ve Okyanusya’daki ekonomiler üzerinde de büyük veya küçük çaplı etkileri oldu.

Ekonomi yönetimleri krizin başladığı andan itibaren; merkez bankaları tarafından yapılan likidite enjeksiyonları, bankaların müdahalesi ve millileştirilmesi, daha büyük mevduat garantileri, sıkıntılı varlık edinimi için milyon dolarlık fonlar yaratma, banka borcunun teminatlandırılması ve sıkıntılı işletmelerin yok olmasını önleyecek ödeme güçlüğü öncesi ve mali yeterlilik mevzuatının uyarlanması gibi farklı çözümlere yöneldi.

 

Finans kuruluşlarının mali yeterliliklerini sürdürmeyi, finans kuruluşları arasında güveni yeniden tesis etmeyi, borsa dalgalanmalarını yatıştırmayı ve mevduat mudilerine güvence vermeyi amaçlayan önlemlerle birlikte gelişmiş ekonomilerdeki finans kuruluşları da risk yönetimlerini iyileştirmek amacıyla doğrudan harekete geçti. Müşterilerinin borçlarını ödeyememe nedenlerini analiz ederken ve ödeme güçlüğü işlemlerinden kaçınmak için borçların mahkeme dışında yeniden yapılandırılmasına yönelik anlaşma yolu ararken üçüncü taraf danışmanlardan faydalanılması (uzman yeniden yapılandırma departmanları aracılığıyla alacaklılara veya borçlulara sağlanan bağımsız işletme incelemeleri ve finansal danışmanlık) ve yine finans kuruluşlarına rehberlik eden ve riskten korunma fonları ile birleştiren, sorunlu varlıkların alımı ve yönetimi konusunda uzman danışmanlar aracılığıyla batık kredilerin satılması gibi çözümler öne çıktı.

 

Ayrıca, tüm finansal borçların yeniden yapılandırılması dolaylı olarak operasyonel yeniden yapılandırmayı içerdiğinden şirketler daha yüksek operasyonel marjlar elde etmek ve işletme sermayesini iyileştirmeye yönelik maliyet tasarrufu önlemlerinin uygulanmasını hızla tespit etmek için bu sürece dahil olan uzman danışmanların yardımına ihtiyaç duydu.

 

Bugün karşımızda, ticaret savaşlarının etkilediği küresel makroekonomik durum, dijitalleşme nedeniyle ekonominin tüm sektörlerinin bozulması, bazı ülkelerin onları durgunluğa sürükleyebilecek borçluluk düzeyi, Brexit’i çevreleyen belirsizlik, petrol fiyatlarındaki dalgalanma eğilimleri ve bunların birçok ekonomi üzerindeki etkileriyle şekillenen bir tablo var. Bu tablo bazı ülkelerdeki politik istikrarsızlıkla birleştiğinde, operasyonel ve finansal yeniden yapılandırmanın, hükümetlerin, şirketlerin, bankaların ve yatırımcıların gündeminde kalmaya devam edeceği anlamına geliyor.

Şirketlerin finansal sürdürülebilirliği nasıl alarm veriyor?

Uyarılar, iç ve dış faktörlerden kaynaklanır. Dış faktörler arasında pek çok unsurun yanında, talepteki değişiklikler (örneğin internet ya da mağaza alışverişi), ekonominin belirli sektörlerini etkileyen yasal değişiklikler (örneğin yenilenebilir enerji hibeleri), ürünlerin satışını veya alımını etkileyen önemli döviz kuru dalgalanmaları ve tarifelerin uygulanması vs. sayılabilir. Bunların tümü, şirketlerin FVAÖK rakamlarının düşüşünde ve dolayısıyla şirketin borçlarını geri ödeme kapasitesi ve kabiliyetini etkileyecek olan işletme nakit akışları üzerinde doğrudan etkilidir.

 

İç uyarı işaretleri ise aynı sektörde DSO, DPO ve DIO karşısında tahsilatlarda kayda değer bir gecikme, ödemelerde erteleme ve bilançoda stoklarda önemli artıştır. Bu iç uyarı işaretlerinin sebep olduğu dengesizliği karşılayacak şekilde işletme sermayesini finanse etme imkanı bulunmaması,  şirketin finansal boğulmasında belirleyici bir faktör olabilir.

 

Üçüncü uyarı işareti ise ciddi sermaye/borç dengesizliği olan şirketlerde kaldıraç temelli büyümedir. Bir döngüdeki artış eğilimi sırasında sonradan döngü değiştiğinde değer kaybedecek veya beklenen getiriyi sağlamayacak varlık veya şirket alımları için borç kullanımı, borcun geri ödenmesini imkansız hale getirecektir.

Yeniden yapılandırma nasıl bir süreç? Şirketleri, ekonomileri ve ülkeleri nasıl etkiliyor?

“Yeniden yapılandırma” terimi, finansal borçların yeniden yapılandırılmasını (borç vadelerinin ve faiz ödemelerinin şirketin fiili ve gelecekteki nakit akışlarına uyarlanmasını) kapsar. Kısa sürede FVAÖK rakamlarını yükseltecek ve işletme sermayesini iyileştirecek önlemleri almak için şirketin ekiplerine aktif katılan değişim unsurları olan geri dönüş ekipleri vasıtasıyla operasyonel yeniden yapılandırmayı ve alıcıları ifade eder.

 

Yeniden yapılandırma ekibi, şirketlerin finansal kapasitesini sağlamak amacıyla hem şirket hem de paydaşlarıyla (borç verenler, müşteriler, tedarikçiler, çalışanlar) çalışacak, şirketlerin operasyonel ve finansal gerçekliğine aşina, sektör konusunda uzman, ülkenin ödeme güçlüğü ve öncesine ilişkin mevzuatlar ile diğer mevzuatlar (iş, vergi vs.) ve şirket değerlemesi hakkında geniş bilgi birikimine sahip ve potansiyel alternatif fon sağlayıcılar (hem sermaye hem borç) ile ilişkileri olan profesyonellerden oluşmalıdır. Bu noktada, şirketi mevcut durumuna getiren ekiplerin yönetimini analiz edebilmek ve yönetim seviyesinde yapılması gereken değişiklikleri bağımsız olarak önerebilmek temel husustur.

Yeniden yapılandırma süreci, şirketin borçlarını neden zamanında ödeyemediğini belirlemek için ön operasyonel ve finansal analiz gerektirir. Bu, şirketin yeniden kâra geçmesi ve borç geri ödemelerinin gelecekte nakit akışı yaratmadaki fiili kabiliyetine göre ayarlanması amacıyla uygulanması gereken operasyonel ve finansal önlemleri tavsiye eden bağımsız, şeffaf bir süreçtir. Kriz zamanlarında gerçekler, borçluların beklentilerinden farklı olabileceğinden, alternatif acil durum planlarının olması (faaliyetle ilgili olmayan varlıkların satışı), yeni yatırımcıların sürece dahil edilmesi, sözleşme fesihleri için avans ödemeleri içerseler dahi maliyet tasarrufu önlemlerinin uygulanması daima amaçlanan finansal kapasite planının parçası olmalıdır.

Dünyada hangi ülkelerde yapılandırma süreçlerinde bulundunuz?

ABD, Latin Amerika, Güney Afrika ve Orta Doğu’nun yanı sıra İspanya, Birleşik Krallık, Portekiz, Fransa, Polonya dahil Avrupa’nın birçok ülkesinde bu süreçlerde çalıştım.

Finansal güçlük içindeki şirketlerin yapılandırılması sürecinde her ülkede kamunun yaklaşımı değişebiliyor. Bize hangi örnekleri aktarabilirsiniz?

Finansal yeniden yapılandırma süreçleri finansman sözleşmeleri, ödeme güçlüğü ve öncesi mevzuatının yanı sıra iş ve vergi mevzuatıyla yakından bağlantılıdır. Gelişmiş ülkelerde finansman sözleşmeleri, alacaklılara şirket ödeme güçlüğü talebinde bulunmadan önce şirketin durumunu analiz ettirmek ve yeniden finansman süreçlerinde yardım almak için uzman profesyonellere başvurma imkanı tanınır. Borçlunun bunu kabul etmekten başka seçeneğinin olmadığı hallerde alacaklıların çoğu arasında anlaşmalar yapılması desteklenir. Şirketin nihai olarak ödeme güçlüğü talebinde bulunduğu durumlarda yeni para girişi tercih edilir. Ödeme güçlüğü öncesine ilişkin idari veya adli süreçlerin faaldir, üretim biriminin işlerliğine izin verilir. Bunların tümü finansal sistem üzerinde ve üretici yapıyı korumada doğrudan etkilidir.

 

ABD, İngiltere ve İngiliz Milletler Topluluğu ile 2008’de başlayan küresel krizin ardından yasama reformu yapan birçok ülkenin (ödeme aczi dışı yeniden finansman süreçlerini teşvik etmek için yeni bir direktif uygulayan Avrupa dahil) ödeme güçlüğü ve öncesine ilişkin mevzuatı; verimli, şeffaf, yatırımcı çeken ve işletme yapısına daha düşük istihdam ve küresel değer kaybı ile hayat veren yeniden yapılandırma süreçleriyle sonuçlanmıştır.

 

Kriz zamanlarında vergi ve iş mevzuatının kolaylaştırılması da krizin etkisini en aza indirmede önemli bir faktördür. Kriz sonrası istihdamın yeniden toparlanabileceğini ve sağlam bir sanayi yapısıyla birleşen sağlıklı ekonomik büyümenin devlet gelirlerinin, vergi artışı olmadan, yeniden yapılandırılmış şirketlerde kurumsal kâr edinimi yoluyla artmasına imkan tanıdığını göstermiştir.

Yeniden yapılandırmada Londra Yaklaşımı güncelliğini koruyor mu yoksa her kriz sonrası her bölgeye özel yepyeni bir yaklaşım mı ortaya çıkıyor?

Londra Yaklaşımı geçerlidir. Birçok ülke, mevzuatlarını ve bankalarının risk yönetimi yöntemlerini bu yaklaşım doğrultusunda değiştirmiştir. Kriz süresince başlıca uluslararası Birleşik Krallık ve Kuzey Amerika bankaları; KPMG, uluslararası hukuk firmaları, yatırım bankaları ve sıkıntılı durumlarda alternatif yatırımcılar gibi yeniden yapılandırma konusunda uzman uluslararası danışma kuruluşları ile birlikte bu krizin etkilerini hafifletecek yasal değişiklik için metodoloji belirleme ve talep aşamasında oldukça aktif rol oynamıştır.

EMA (Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) bölgesindeki ihtiyaçlar ve işlemlerin Avrupa ve ABD’dekiler ile belirgin farklılıkları var mı? Örnek verir misiniz?

Kurumsal yeniden yapılandırma süreçleri ABD pazarı ve Amerikan halkının düşünce yapısı açısından 1929 Büyük Buhranı’ndan beri bir yaşam tarzı olmuştur. Bunlar, şirketlere doğal ve itibarlı şekilde pazara dönme olasılığı sunan, son derece uzmanlaşmış profesyonellerle yürütülen esnek süreçlerdir. Aynı şey İngiltere için de söylenebilir. Avrupa Birliği’nde, farklı ülkelerin yasaları kriz durumlarındaki gerekliliklere uyum sağlamakta yavaş kalmıştır.

 

Ancak bugünlerde, yani 2008 krizinden yaklaşık 10 yıl sonra ödeme aczi dışı kurumsal yeniden yapılandırmaya ilişkin yeni bir AB direktifi sunulmuştur. Rusya’da, Afrika’da ve MESA bölgesindeki ülkelerde borç veren uluslararası bankaların diğer borç verenler tarafından daha az kullanılan ve Anglo-Sakson olarak adlandırabileceğimiz bir metodoloji izlediğini söyleyebilirim.

 

Bazı ülkelerde, ödeme güçlüğü mevzuatları alacaklılardan çok borçluların yararına olacak şekilde yeniden düzenlenmiştir ve bu durum yatırımcıların sıkıntılı zamanlarda çözümün parçası olmasını bazen zorlaştırmaktadır.

Türkiye’deki süreç sizce nasıl ilerliyor? Gözleminiz/öneriniz/yorumunuz var mı?

Türkiye, altyapısını, endüstrisini ve ekonomisini dönüştürmesine olanak sağlayan çok büyük bir büyümeye tanıklık etti. Ekonomik krizin sebebi, petrol ve enerji gibi dolar bazında ödeme yaptığı bazı emtialara olan bağımlılığı, yine dolar bazındaki yüksek kurumsal finansman seviyeleri, belirli ürünlerin ihracatında uygulanan tarifeler ve para biriminin değer kaybetmesidir.

Hükümetin uyguladığı makroekonomik önlemler olumlu sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Açıkça görülüyor ki yukarıdaki sebeplerin ekonomi üzerindeki mevcut etkisi, kısa ve orta vadede sadece şirketleri ve finansal sistemiyle sınırlı kalmayacaktır. Aynı zamanda işletme yapısının ekonomik gerçeğinin şirketler ve borç verenlerce kabulünü, şirketlerde hem operasyonel hem de finansal açıdan derhal ve önleyici aksiyon alınmasını, sıkıntılı durumlarda uzman yatırımcıları çekecek şekilde mevzuat düzenlenmesini, banka risk ekiplerinin yeniden finansman görevlerine uyarlanmasını, merkez bankasının finansal sisteme ve sağlamlığına ilişkin rolünü ve diğer ülkelerde kriz zamanlarında kullanılmış olan politikaların ve metodolojilerin aktif olarak derhal uygulanmasını da gündeme taşıyacaktır.

Ayrıca işin daha iyi bir kriz kontrolü sağlayacağı da kanıtlanmıştır. Durumun özünü kabul etmek, kriz durumlarında işlerin daha kötüye gidebileceğini bilmek ve şirket, borç veren ve hükümet düzeyinde derhal harekete geçmek krizden hızlı çıkışın başarı garantisidir.

Mevcut şartlarda her ülkenin işlevsel bir yapılandırma modeli olmalı mı? Bunun için önceden çalışmalı mıyız?

Model denenmiş ve test edilmiştir. Bence Amerika’yı yeniden keşfetmemize gerek yok. İlk fırsatta metodolojiler ve makroekonomik girişimler mevcut duruma uyarlanarak hareket edilmelidir.

Başarılı bir yeniden yapılandırma için yerine getirilmesi gereken üç koşul nedir?

  • Durumun özünü kavramak ve altında yatan nedenleri bilmek
  • Durumla gerçekçi şekilde başa çıkmak için önlemler almak ve işlerin beklendiği gibi gitmemesi halinde B planına sahip olmak. Değişiklik yapılması gerekiyorsa (ve yapacaklarsa), ne kadar erken olursa o kadar iyidir.
  • İşletme nakit akışını mümkün olan en kısa sürede iyileştirecek aksiyonları almak ve işlerin daha fazla borçla çözülebileceğini düşünmemek. Borç/özkaynak dengesi, faaliyetle ilgisiz varlıkların satışı ve yönetimde geri dönüş, şirketin kriz sonrası çok daha güçlü olmasına olanak sağlayacaktır.

KPMG yeniden yapılandırma sürecinde ne tür çözümler sunuyor?

Burada belirttiğim her şeyi… İşletme çözümleri, finansal ve stratejik çözümler, yeni yatırımcı girişi, sorunlu borç portföylerinin satışı, enerji, emlak, altyapı, sağlık vs. sektörleriyle ilgili önlemlerde hükümetlere yardım, mali ve iş piyasası önlemleri.

 

KPMG olarak büyük uluslararası holdinglerin kâr etmelerini sağlayan işletme ve finans çözümleri sunuyoruz. Uzun ve sancılı ödeme güçlüğü işlemlerinden kaçınan, ödeme güçlüğü ve öncesi mevzuatında yapılması önerilen değişikliklere aktif olarak iştirak ederek ve hem hükümetler hem de yatırımcılar için sorunlu varlık yönetimine ilişkin stratejilerin tanımlanmasına yardımcı olarak kriz durumlarının teşhisi ve aktif yönetiminde daima çözümün parçası olduk.